Yazılar

 Anasayfa / Yazılar / BAŞARI UFKUNDA TÜK GENÇLİĞİ

BAŞARI UFKUNDA TÜK GENÇLİĞİ

Bir milletin istikbalini emanet edeceği genç nesillerin iyi yetişmesi o milletin yaşama garantisidir. Bir milletin varlığını devam ettirmesi veya yıkılıp yerle bir olması genç nesillerin eğitimi ile yakından ilgilidir. Bu bakımdan huzur ve mutluluğun teminatı genç kuşakların sağlıklı, bilgili, aydın ve parlak fikirlerle yetiştirilmesine bağlıdır.

Bu nedenle 1739 sayılı Türk Milli Eğitim Temel Kanunları doğrultusunda “fikri hür, vicdanı hür nesiller” olarak yetiştirip millet hizmetine sunabilmek için vatanını ve milletini seven, sevgi dolu, ilim meşalesiyle karanlıkları aydınlatabilecek insan tipinin yetiştirilmesi eğitimin ana hedefidir.

Dünya ile yarışacak bilgili nesiller, Türk Milletini çağlar üzerinden sıçratarak geleceğin medeniyet ufuklarında bir güneş gibi parlamasını sağlayacaktır. Bu nesilleri yetişti ren eğitim sisteminin de iki ana temel üzerinde bulunması şarttır. Bu da: Hedefi ve gayesi bakımından milli; metodu ve muhtevası bakımından ilmi olmaktır.

İnsan yaratılanların en üstünü, en mükemmelidir. Akıl sayesinde insan kıymet kazanır. Sorumluluk duygusu, akıllı insanlar için bir şey ifade edebilir. Şanlı bir maziden parlak bir geleceğe kanatlanmak, dosta düşmana karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sonsuza dek yaşatabilmek için Türk Gençliğini ilmin ışığında mutlaka aydınlatmalıyız. Düşünen, okuyan, yazan çalışkan nesiller ilimin aydınlatıcı ışıklarıyla toplumu da aydınlatacaktır. Böylece kin, nefret ve kavgadan uzak bir gençlik Türk Milleti’nin ümidi olacaktır.

Göle bir taş attığınız zaman dalgalar halinde iç içe artarak devam eder. İnsan beyni de aynen göle atılan bir taş gibidir. Okuyan, yazan, düşünen ve bilgi akışına sahne olan bir insanın beyni helezonlar şeklinde iç içe artan dalgalar gibi genişler ve öyle bir hale gelir ki insan bütün dünyayı kucaklayacak bir ufka ulaşır. Bunun da yolu ilim ve irfandan geçmektedir. Aksi taktirde, okumayan yazmayan insanların beyni büzüşür öyle bir hale gelir ki, eskilerin deyimiyle beyni örümcek bağlamış bir hal alır. Bu da insan için ölümle eş anlamlıdır. Bu tür insanların yaşayan ölüden farkı yoktur.

Türk Gençliğini her türlü zararlı alışkanlıklardan arındırarak ilimle, kitapla arkadaş olmalarını sağlamak için millet olarak bir seferberlik ilan etmeliyiz. Her gün binlerce vatan evladının esrar ve eroin bataklığında çürüdüklerini görmek, ruhumuzu karartmakta, hayatımız bir zindana dönmektedir.
Kapkaç olayları, balli alışkanlıkları, şefkat ve sevgiden yoksun sahipsiz köprü altı çocukları, bu milletin çocukları değil mi? Sokaklar her türlü ihanet şebekelerinin tuzaklarıyla dolu. Bu tuzaklara bir evladımızın düşmesi bile millet olarak bizim kahrolmamıza yeter.

Bunun için sevgi ile beslenen, ilim ve irfan ile bezenen çocuklarımız birer Yunus gibi insanlığı kucaklayacak, kardeşçe sarmaş dolaş olabilecektir. Onun için çalışkan ve bilgili nesiller Türk Milleti’nin ufkunu açacak çağdaş medeniyet ufuklarında harikalar meydana getirecektir.

Her türlü teknik gelişmelere imza atabilecek gençlerin yetişmesi milletlimiz için kaçınılmaz bir hedef olmalıdır. Bu hedefe yürüyebilmek için başta sevgi, şefkat, aşk ve heyecanla geleceğe kanatlanan nesiller mutluluğun ve yükselişin teminatı olacaktır. Türk milletinin dünya insanlığına hizmet etmesi zengin müreffeh bir dünya kurması bu nesillerin eliyle şekillenecektir. Bu bağlamda Necip Fazıl Kısakürek’in “Devlet gibi eser vermek isteyenlerin karıncalar gibi çalışması gerekir.” İşte böyle bir çalışmayı ve çalışma zevkini çocuklarımıza kazandırmak Millî Eğitimin temel görevleri arasındadır.

Kendi kendisi olabilen sevgisiyle dolu, memleketini milletini seven, Türk Bayrağının altında yaşamaktan gurur duyan vatan çocukları Türk Bayrağını yükseklerde dalgalandıracak tır. Çalışmada zirveyi hedefleyen, yaptığı işin en güzelini yapan, mesleğinde şahikaya çıkan bir gençlik, hizmetini kendi vatanında yapmalı, milletine olan vefa borcunu ödemelidir.

Her Türk gencinin hedefi bu olmalıdır. Hedefi ve gayesi olmayan bir insan yaşayan ölü gibidir. Türk Gençliğinin çağın teknolojisini yakalayabilmesi, yeni yeni gelişmelere imza atabilmesi için karıncalar gibi çalışarak mutlaka yüksek gayelere gönül vermesi gerekir. Bunun için de ne istediğini bilen, hedefi ve gayesi belli bir sevdaya plânlı ve programlı bir şekilde çalışmalıdır.

Batılı bir ilim adamı Montaigne: “Ne aradığını bilmeyen ne bulduğunu anlayamaz.” Onun için de hedef mutlaka belli olmalı, bu hedefe kilitlenerek çalışma yapılmalıdır. Herkesin öldüm bittim dediği yerde ayağa kalkan, bir adım daha atan bir ruha sahip gençler yetiştirilmelidir. Bu bağlamda, kendine güven esastır. Aşk, iman, dayanma gücü, sabır ve sebat başarının temel şartıdır. Bu gayelere, yüksek ideallere gönül vermiş insanların birlikte çalışması gerekir. Mazeret üreten, saate bakan tembel insanlardan derhal uzaklaşmak gerekir. Uyuşukluk, tembellik, dedikodu ve ufuksuzlukla hastalanmış bir cemiyeti derhal terk edip oradan uzaklaşmak gerekir. Çünkü bu insanlar yaşayan ölü gibidir. Dirinin ölü ile ne işi olabilir. Yoksa“atı atın yanına bağlama ya huyundan ya tüyünden alır” atasözü gerçekleşebilir.

Yüksek çalışma hedeflerine ulaşmak için güçlüklere karşı direnci yüksek, kendine güvenen bir insan olmalıyız. Çünkü kolay olan işleri herkes başarabilir, önemli olan zoru başarmaktır. Zoru başarmak için de bir şeye mutlak manada inanmak gerekir. Unutulmama lıdır ki, başarı, başaracağım diyenlere; zafer, zafere inananlara yakındır. Başarmak için gayretle hedefe doğru yürümek şarttır.

Çok zeki olup çalışmayan tembel birisinden normal zekâya sahip olup çalışkan insan daha makbuldür. Unutulmamalıdır ki bir toprak ne kadar mümbit olursa olsun içerisine tohum atılmadıkça bu topraktan bir şey bitmez.

Gençlerimizin başarıyı kendilerine hedef seçmesi, bu yolda durmadan dinlenmeden çalışması gerekir. Çünkü insan için en kutsal şey alın teridir. Alın teri olmadan hiçbir başarı mümkün değildir. Bu gün dünya ile yarışan nesillere ihtiyaç vardır. Şanlı Türk Bayrağını en ön saflarda dalgalandırmak Türk Gençliğinin birinci vazifesi olmalıdır. Bu vazifenin sorumluluğunu anlayan genç kardeşlerimizin zamanla yarışarak bu hedefi yakalaması gerekir. Batılı bir ilim adamı olan J.K. Moorhead’ın dediği gibi “Hiç kimse başarı merdivenine elleri cebinde tırmanmamıştır.” Başarı fedakârlık ister, sabır ister, sebat ister…

Bir gencin ilim tahsili yaparken moral değerleri çok yüksek olmalıdır. Aşağılık duygusuna kapılmış, kendisine olan güven ve itimadını kaybetmiş bir insanın başarı şansı yoktur. Bu nedenle hedefe hayret ve korkaklıkla değil, cesaret ve güvenle gidilir. Güven duygusu ise bilginin neticesidir. Bilgili, ufku açık insanlar kendine güven duyar. Başkalarına da örnek olur. İşte bu yolda kararlı olmak, inandığı bir şeyi yapmak başarının temel şartıdır. Bu noktada İmam-ı Gazalî: “Uzak hedeflere, yakın hedefleri aşarak gidilir.”

Bir kaplumbağa yürüyebilmek için başını çıkarmak zorundadır. Aksi taktirde bir adım bile atamaz. Bir kaplumbağanın başını çıkarması ise onun için bir tehlikedir. Fakat bu tehlikeyi göze almadan yürümesi de mümkün değildir. Öyle ise başarının önünde bulunan engelleri korkusuz bir şekilde aşmak, bir takım risklere de katlanmak gerekir. Değilse başarı bir hayalden öteye gidemez. Unutulmamalıdır ki korkaklarla hiçbir cephe kazanılmamıştır.

Şanlı bir destan olan Çanakkale Zaferi, Türk gençliğinin önünde büyük bir ufuk olarak görülmelidir. Bütün dünyaya karşı “Çanakkale geçilmez” diyen Türk Askeri dünya çapında destanlık bir kahramanlığın abidesi olmuştur. İki yüz elli üç bin vatan evladının şahadetiyle Türk Milleti kurtulmuş, bu kahramanlık dünya tarihine altın harflerle yazılmıştır. İşte Türk Gençliğinin yolunu aydınlatan Çanakkale Destanı, bir bayrak gibi elden ele dolaşmalıdır.

Annesinin babasının elini öpen, vatanına ve milletine hizmet eden bir nesil yetiştirmenin yolu işte böyle üstün vasıflara sahip olmakla mümkündür. Bu gençliği yetiştirirken Mustafa Kemal’in “Türk gençliği ecdadını tanıdıkça daha yüksek işler başarabilmek için kendinde güç ve kuvvet bulacaktır.”

Kin ve nefretten uzak huzur ve güven içinde yaşayabileceğimiz bir dünya kurmak, gelecek nesillere zengin ve müreffeh bir vatan emanet etmek için sevgi ile dolup taşmalı, ilim ve irfan yolunda sonsuz bir aşkla çalışmalıyız.

Yunus Emre’nin
Elif okuduk ötürü
Pazar eyledik götürü
Yaratılanı hoş gördük
Yaratılandan ötürü
Ayrıca;
Ben gelmedim dâvi için
Benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir
Gönüller yapmaya geldim.

Kıtalarını kendimize rehber edinelim. Bu duygu ve düşüncelerle dolup taşarak insanları kucaklayalım.

İnsanlık ailesinin mutluluk ve saadeti, bilgili, kültürlü ve aydın insanların varlığı ile mümkündür. Bu bağlamda sevgili Peygamberimiz “Bilgi sermayem, akıl dinimin esası, Allah korkusu refikimdir.” diyerek bilimin ve aklın önderliğinde iyi insanların toplumları aydınlatabileceğini ve milletlerin ancak bu ilkeler ışığında kalkınabileceğini unutmamak gerekir..

Bir milleti tehlikelere götüren, insanlığın huzur ve saadetini yerle bir eden cehaletten başka bir şey değildir. İnsanlık ailesinin en büyük düşmanı cehalettir. Cehaleti ve karanlıkları ortadan kaldırmak için ilim güneşinden faydalanmak ve ilim meşalesiyle bütün insanlığı kurtarmak gerekir. Onun için genç nesillerin beşikten mezara kadar ilim peşinde koşması, kalkınmış zengin bir Türkiye sevdasının kalplere yerleşmesi gerekir. Durmadan dinlenmeden kendimizi yetiştirmek bilgili, kültürlü insanlar olarak hayata hazırlanmak zorundayız. Dünya insanlık ailesinin arasına katılmak ancak ilimle, irfanla olacaktır. Bu bakımdan “ Durgun sular kirlenmeye mahkumdur” temel prensibini kendimize bir ışık levha yapmalıyız. Hiçbir zaman aynı noktada ve aynı kararda kalmamak şartıyla daima iyiye ve güzele kanat açmalıyız.
Bu noktada Edison:“Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu alın teridir.” der. Bu da insanların ne kadar zeki olursa olsun çalışması ve alın terini ortaya koyması gerektiğini ifade etmektedir. Bir insanın havaya, suya, ekmeğe ihtiyacı olduğu kadar ruh dünyasının zenginleşmesi için de ilim ve kültüre ihtiyacı vardır.

Konfiçyus bu bağlamda çiçek dolu bir bahçe kitap dolu bir ev temennisinde bulunmakla hayatın güzellik ve mutlulukla geçmesini kitap ve çiçekle ifade etmektedir. Bu noktada Mustafa Kemal’in “Başarıyı kolaylaştırmak için başvurulan çarelerin başında milletin aydınlatılması vardır.” derken. Bu milleti yüksek medeniyet ufuklarına taşımak için Türk Gençliğinin karıncalar gibi çalışması ve kendisini yetiştirmesi bir zaruret olarak karşımızda duruyor.

Gönül Tezgâhı adlı şiir kitabımda:
“ilim her güzelliğin başı hayatın tadıdır” ifadesi de bu bağlamda bizim için bir ışık olabilir.

Tembellik, miskinlik insanlık için bir yüz karasıdır. Başkalarına el açan, başkalarının sırtından geçinen insanlar, insanlık ailesinin yüz karasıdır. Zira el açıp başkalarından istemek insanlık için bir zillettir. Bu zilletten kurtuluşun yolu ise planlı ve programlı çalışmaktan geçer.

Bu yükselme hedefine kavuşabilmek için aşk, sevda, heyecan, inanç ve kendine güven çok önemlidir. Kişiliğini bulmuş insanların aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Bu noktada taklit insanlar için bir intihardır. Zira bir başkasını izleyen hiçbir şeyi izleyemez. Başarının önemli temel taşlarından birisi de bir mesele etrafında yoğunlaşmak ve işi zirveye taşımakla mümkündür. Bazı tembel tiplerin yaptığı gibi biraz bir yerden biraz bir yerden deyip hiçbir şeyi mükemmel yapmadan her işi yüz üstü bırakmak, bir talihsizlik ve başarısızlıktır. Onun için her yerde olmak isteyen hiçbir yerde olamaz. İnsan mesleğinde mütehassıs olmalı, yaptığı işin en güzelini yapmalıdır. Her hangi bir işi mükemmel manada halleden bir insan ikinci bir işin peşinde koşabilir, hatta onu üçüncü dördüncü işler de takip edebilir. Yeter ki başlamış olduğu bir işi doruk noktaya çıkarsın.

Türk Gençliği için önemli bir ipucu olan şu misali burada paylaşmak isterim:

Adamın biri gurbete gitmek, çalışmak, kalkınmak ve zengin olmak istemiş. Gidip şehrin önemli simalarından birisine de bu fikrini açmış. Adam, çok güzel, iyi olur, git, çalış zengin ol, demiş. Gurbete giden adam yola çıkmış, epey bir zaman gittikten sonra biraz dinlenmek üzere bir tepenin başında oturmuş. O esnada derin bir çukur görmüş. Merakla o çukura bakayım derken çukurun dibinde, kanadı kırık, ayağı topal bir kuş görmüş. Kuşun çırpındığını gören bu adam, acaba bu kuş ne yiyip ne içiyor, zavallı bu kuş aç susuz ölecek, diye düşünürken bir başka kuşun uçarak geldiğini, çukura indiğini görür. Kuş ayaklarında, gagasında yiyecek bir şeyler getirmiş o topal kuşu yedirip içirip gitmiş. Adam hayretle: Şu çukurun dibinde bile ayağı kırık, kanadı kırık zavallı bir kuşun rızkını Allah veriyor, diyerek kısa bir dünya hayatı için bu kadar meşakkate ne lüzum var, deyip gurbete gitmekten vazgeçmiş ve memleketine geri dönmüş.

Bir iki gün sonra fikir danıştığı adama gitmiş. Adam, hayretle, hayırdır ne çabuk döndün? Hani sen gurbete gidecektin, çalışıp, kalkınıp zengin olacaktın, ne oldu? diye sorunca, adam efendim, çok ibretli bir hadiseyle karşılaştım, diyerek başından geçenleri anlatmış. Bunu dinleyen bilgin adam: Ey kardeşim sen, ayağı kırık, kanadı kırık, uçamayan, başkalarının sırtından geçinen topal bir kuşa heveslenip özeninceye kadar, başkalarını da doyuran, besleyen uçan kuşa niye heveslenmedin? demiş.

İşte Türk Gençliği olarak bizim topal kuşlara değil, uçan kuşlara benzememiz gerekir. Bu milleti muasır medeniyet seviyesine çıkarmak için ilmimiz, irfanımız ve kültürümüzle çalışarak rengini şehitler kanından alan ay yıldızlı Türk Bayrağı’nı vatan semalarında dalgalandırmalıyız. Çöplükten ekmek toplayan zavallı insanların derdine derman olmak için sevgiyle, muhabbetle kucaklaşmalıyız.

Geleceğin büyük Türkiye sevdasıyla aydınlanması için çok çalışmalı ve kendimizi bu davaya adamalıyız. Büyük işler başarmak için mutlaka büyük hedeflere inanmalıyız.
Nurullah ÖZKILIÇ


Okunma : 2117

Yorumlar
Duvan - 6 Kasım 2013 Wednesday

Many many qluatiy points there.

Yorum Gönder
Yenile