Yazılar

 Anasayfa / Yazılar / 23 TEMMUZ 1919 ERZURUM KONGRESİ

23 TEMMUZ 1919 ERZURUM KONGRESİ


23 Temmuz Erzurum Kongresi

Derleyen ve yazan: Nurullah ÖZKILIÇ

(Geçmişe atıf yapılır, cephelerden örnek tablolar gösterilir.)

Tarihi şeref ve şanla dolu yüce Türk Milleti’nin 7000 yıllık muhteşem tarihi kahramanlık destanları ile doludur.

Çanakkale Zaferi Türk Milleti’nin şanlı bir mücadelesi, efsane Türk kahramanlığının parlak bir tablosudur.
Burada; Conk Bayırı’nda Bomba Sırtı vakası anlatılır:

Mustafa Kemal: “Aramızdaki mesafe 8 metre, öndekiler şehit düşüyor, arkadakiler onları takip ediyor. Üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, fakat asla fütur(Gevşeklik)göstermiyorlardı. Kuran-ı Kerim’i bilenler Kuran okuyor, bilmeyenler Allah Allah sesleri ile cepheye koşuyorlardı. İşte Çanakkale Savaşı’nı kazandıran ruh bu ruhtur. Bu da ancak, Türk Milleti’nde vardır. (Canlandırılır, seslendirilir)

Seyit Çavuş’un 276 kiloluk mermiyi kaldırıp, düşman gemisini yerle bir ettiği tablo, vurgulanır. Koca Seyit, insan gücüyle kaldırılması imkânsız olan 276 kiloluk mermiyi tek başına kaldırır, namluya sürer. Seyit, Ocean zırhlısına nişan alıp ateş eder. Ancak üçüncü atışında geminin dümenini vurur ve geminin mayına çarpıp patlamasını sağlar: (Canlandırılır)

“Çanakkale geçilmez” diyen Türk askeri 253 000 vatan evladını şehit vermiş, vatanın harem-i ismetine namahrem ayağı bastırmamıştır. Bu şanlı mücadelede bütün dünyaya karşı kahramanca çarpışan Türk Askeri, cephede zafer kazanmış olmasına rağmen müttefik devletlerin yenilmesi neticesinde Osmanlı Devleti de yenik sayılmıştır. (Seslendirme yapılır)

Bu durum acıklı bir dille anlatılır: İttihat Ve Terakki tarafından gafletle girdiğimiz birinci Dünya Savaşı dört cephede devam etmiş, yüz binlerce vatan evladı hayatının baharında şahadet şerbeti içmiştir. Zaferle sonuçlanan Çanakkale’ye rağmen karanlık akıbet Osmanlı Türkünü bekliyordu.

Nihayet Rauf Orbay'ın Başkanlığı'nı yaptığı Osmanlı Heyeti ile İngiliz Amiral Calthorp'un Başkanı olduğu İtilaf Devletleri Heyeti arasında imzalanan Mondros Mütarekesi ile silahlı çatışma sona ermiştir. (Seslendirme yapılır)

1. Dünya Savaşını bitiren bu Antlaşma aslında çok ağır şartlar taşıyordu. Mondros Mütarekesi aslında Osmanlı Devleti'nin yıkılışını öngörmekte; İtilaf Devletlerine Osmanlı İmparatorluğu’nun herhangi bir bölgesine, güvenliklerini tehdit edecek bir durum nedeni ile işgal hakkını tanımakta idi. (Seslendirme yapılır)

Böylece Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesi’ni imzalar. (Seslendirme yapılır)


MONDROS MÜTAREKESİ

30 Ekim 1918 tarihinde Limni Adası’nın Mondros Limanı'nda Bahriye Nazırı Hüseyin ile İhtilaf Devletleri arasında imzalanır.

Mustafa Kemal'in o zaman ifade ettiği gibi: “Osmanlı Hükümeti bu mütareke ile kendini kayıtsız şartsız düşmana teslim etmeğe muvafakat etmiştir. Yalnız muvafakat etmiş değil, düşmanların memleketi istilası için onlara muaveneti (yardımı) de vaad eylemiştir. Bu Mütareke olduğu gibi tatbik edildiği takdirde memleketin baştan sona kadar işgal ve istilaya maruz olacağı şüphesizdir.”

Mondros Ateşkes Antlaşması ile İtilaf Devletleri, barış antlaşmasının imzalanmasını beklemeden, Türk Toprakları’nın taksimine giriştiler. Ateşkes Antlaşmasının 7. maddesi bütün bir memleketin işgali için İtilaf Devletlerine imkân veriyordu.

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın başlıca hükümleri şunlardır:

1- Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın açılması, Karadeniz'e serbestçe geçişin temini, Çanakkale ve Karadeniz istihkâmlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacaktır.
2- Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecektir.
3- Karadeniz'deki torpiller hakkında bilgi verilecektir.
4- İtilaf Devletlerinin bütün esirleri ile Ermeni esirleri kayıtsız şartsız İstanbul'da teslim olunacaktır .
5- Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı Ordusu derhal terhis edilecektir.
6- Osmanlı harp gemileri teslim olup gösterilecek, Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacaktır.
7- İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durumun ortaya çıkması halinde herhangi bir stratejik yeri işgal etme hakkına sahip olacaktır.
8- Osmanlı demiryollarından İtilaf Devletleri istifade edecekler ve Osmanlı ticaret gemileri onların hizmetinde bulundurulacaktır.
9- İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacaktır.
10-Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacaktır.
11- İran içlerinde ve Kafkasya'da bulunan Osmanlı kuvvetleri işgal ettikleri yerlerden geri çekilecekler.
12- Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecektir.
13- Askeri, ticari ve denizle ilgili madde ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
14- İtilaf Devletleri kömür, mazot ve yağ maddelerini Türkiye'den temin edeceklerdir. (Bu maddelerden hiç biri ihraç olunmayacaktır.)
15- Bütün demiryolları, İtilaf Devletleri’nin zabıtası tarafından kontrol altına alınacaktır.
16- Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak'taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletleri’nin kumandanlarına teslim olunacaktır.
17- Trablus ve Bingazi'deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacaktır.
18- Trablus ve Bingazi'de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacaktır.
19- Asker ve sivil Alman ve Avusturya uyruğu, bir ay zarfında Osmanlı topraklarını terk edeceklerdir.
20- Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı Ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletleri’ne teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecektir.
21- İtilaf Devletleri adına bir üye, iaşe nezaretinde çalışacak bu devletlerin ihtiyaçlarını temin edecek ve isteyeceği her bilgi kendisine verilecektir.
22- Osmanlı harp esirleri İtilaf Devletleri’nin nezdinde kalacaktır.
23- Osmanlı Hükümet Merkezi, devletlerle bütün ilişkilerini kesecektir.
24- Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.
25- Müttefiklerle Osmanlı Devleti arasındaki savaş, 1918 yılı Ekim ayının 31. Günü mahalli saat ile öğle zamanı sona erecektir. (Seslendirme yapılır)

Nihayet, 31 Ekim 1918 de savaş haline son verildi. Ertesi gün, Türk Ordusu’nun terhis işlemleri başladı. 3 Kasım’da İngilizler Musul’a girdi. 4 Kasım ‘da İngiliz savaş gemisi İzmir’e geldi. Anadolu’da Rumlar taşkınlık yapmaya başladı. Her tarafta Yunan Bayrakları asıldı, gösteriler yapıldı. 8 Kasım’da Çanakkale Boğazı işgal edildi. 9 Kasım’da İngilizler İskenderun’, Fransızlar Edirne Uzun Köprü’yü işgal etti. 13 Kasım 1918 de İhtilaf Devletleri filosu İstanbul Boğazı’nı işgal etti. 3500 kişilik bir kuvvetle karadan İstanbul işgal edildi. İstanbul’da zabıta kuvvetleri İhtilaf Devletleri’nin kontrolüne girdi.
İzmir, Edremit, Bodrum, Marmaris ve Antalya’nın kontrolü İtalyanlara; İskenderun ve Batı Karadeniz Limanları’nın kontrolü Fransızlara; Doğu Karadeniz ve Trabzon İngilizlere verildi. Seslendirme yapılır


Bu vahim tablo Türk Milleti’nin tarih sahnesinden silinişinin bir belgesiydi. Şanlı bir geçmişi olan bu yüce Millet nihayet esaretin kucağına düşmüş, cephede kazandığı savaşı müttefikleri yüzünden kaybetmişti.
Ordusu dağılmış, silah ve cephaneleri alınmış ihtilaf Devletleri’nin oyuncağı haline gelmiş bir ülke. İşte Osmanlı Türkünün ve Osmanlı Devleti’nin son ve hazin durumu buydu. (Seslendirme yapılır

Esaret nedir bilmeyen bir milletin üzerine çöken kara bulutlar ve talihsiz bir son, muhteşem Osmanlı Ülkesini bekliyordu. Memleket baştanbaşa bir yas halinde idi. Anadolu’nun bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini, mısraları terennüm ediliyordu. “Esaret bahçesinde gül olmaktansa hürriyet tepesinde diken olmayı tercih ederiz.” diyen Türk Milleti’nin artık uykuları kaçmıştı. (Seslendirme yapılır)

İstanbul işgal edilmiş, İngiliz askerleri sarayın önünde dolaşıyordu. Antep ve Maraş’ta İngilizler; Hatay ve Urfa’da Fransızlar ve İtalyanlar; Afyon’da Yunanlılar, Edirne’de Bulgarlar, Erzurum ve Doğu Anadolu’da Ermeni ve Ruslar vardı. Memleket baştanbaşa işgal altındaydı. Her karış toprağı ecdat kanlarıyla sulanmış olan cennet vatan düşmanın kirli ayakları altında çiğneniyordu. (Canlandırılacak, Seslendirme yapılır)

Bu vahim tablo karşısında çareler aranıyordu, kanı vicdanı olan herkes sabaha kadar uyuyamıyordu. Osmanlı, Ülkesi ve milletiyle birlikte parçalanmak üzere idi, vatan baştan başa parsellenmişti.

Bu arada Kâzım Karabekir Paşa da kararını vermiş, fikrini soranlara: “Anadolu’ya, Ordu başına! Başka çare yoktur, diyordu. Canlandırma yapılır.

Sultan Vahdettin Anadolu’ya birçok paşaları gönderiyordu. 6 Aralık 1918 de Kâzım Karabekir Paşa’yı huzuruna çağırdı. Sultan Vahdettin: “Şayan-ı itimat ve mert bir komutanım olarak sizinle iftihar ediyorum. Cenab-ı Hak, sizleri millete bağışlasın.” der. Canlandırma yapılır.

Kâzım Karabekir Paşa da: İltifat-ı şahaneleri ebedî bir hissi minnetle medar-ı fahrimdir. Bulunduğum cephelerde kumanda ettiğim kıtalarda Türklüğün namını düşürmedim. İnşa Allah Şevket meabım, milletimizin başında Sevgili Hakanımızla bu millet kurtulacaktır. Türk Milleti ölmeyecek ve öldürülmeyecektir, der. Canlandırma yapılır.

Padişah Vahdettin: “Sizin gibi genç, mert ve şayan-ı itimat kumandanlara malik olan bir millet, elbette zeval bulmaz. Berhudar ol.” der.
Kâzım Karabekir Paşa dışarı çıkınca Mustafa Kemal Paşa ile dışarıda görüşür, önce Tekirdağ’a sonra da Erzurum’a vazifelendirilir. Canlandırma yapılır.

Bu sırada İtalyanlar, Marmaris, Fethiye, Kuşadası, Selçuk ve Akşehir istasyonunu işgal eder. Böylece bir taraftan Rumlar, diğer taraftan Ermeniler işgallere devam ediyor, katliamlar yapıyorlardı.


Erzurum, Mondros Mütarekesi’nin vahim sonuçlarını büyük bir endişe ile takip ediyordu. Erzurum’un gözü ve kulağı olan Albayrak Gazetesi sahibi Süleyman Necati Bey, bu acı sonu görmüş ve “Osmanlı Devleti’nin vatanın ve milletin haklarını korumaya gücü yoktur. Milletin kurtuluşu ancak, birlik ve beraberlikle olacağına inanmıştı. İstanbul Hükümeti’nden bir fayda beklemek hayaldi. Artık, herkes kendi derdinin çaresini bulmalıydı. Bunun için bir cemiyet kurmanın, halkı millî birlik ve beraberlik etrafında toplamanın çaresini arıyordu.
Canlandırma yapılır.

Vatanın Kurtuluşu için bir araya gelmek ve bir teşkilat kurmanın zaruri olduğunu düşünüyordu. Bu bağlamda bir nizamname hazırladı.

Albayrak Gazetesi sahibi Süleyman Necati Bey, Cemiyetin nizamnamesini hazırladıktan sonra Vali Münir Bey’in yanına gider. Mondros Mütarekesi’nin 24. Maddesinden bahseder:
“24. Madde: Altı vilayet adı verilen yerlerde bir kargaşalık olursa, vilayetlerin herhangi bir kısmının işgali hakkını İtilaf Devletleri haiz bulunacaktır.”
Vali böyle bir şeyin olmadığını söyler, Süleyman Necati Bey 24. Maddeyi bir daha okur. Vali böylece işin ciddiyetini anlar. Canlandırma yapılır.

Süleyman Necati Bey Valiyi ikna ettikten sonra bir cemiyet kurulması gerektiğini söyler ve halkın camide toplanmasını ister. Vali de Belediye Başkanı ve Müftü ile görüşüp toplantının Belediye’de yapılmasını ister ve gerekli talimatı verir

Sevinçle ayrılan Süleyman Necati Bey Belediye Başkanı Zakir Bey’in yanına gider, Zakir Bey, Süleyman Necati Bey’e inanmaz, durumu Valiye sorar, işi öğrenince toplantı için müsaade eder. Canlandırma yapılır.

Ertesi gün Süleyman Necati Bey Belediye’ye gider, ihtiyar heyetini toplar, Mondros Mütarekesi hakkında bilgi verir, durumu anlatır. Gece bir toplantı yapılmasını teklif eder, ihtiyar heyeti kabul eder.

Ertesi gün Necati Bey Tebriz Kapı’dan geçerken arkadan esnaftan Rıza Efendi seslenir. Israrlı davet üzerine dükkâna girer. Ak saçlı muhterem adam, Necati Bey’e nereye gittiğini sorar. Necati Bey, Belediye’ye gittiğini ve maksadını anlatır. Rıza Efendi, Polis Müdürü Zeki Bey’in gece Valiye gittiğini, bu faaliyetleri engelleyeceğini ifade eder. “Bunlar ittihatçıdır, hükümet-i Merkeziye bunların aleyhindedir. İttihatçılara müsaadesi yoktur. Sonra mesul olursunuz.” Dediğini anlatır.

Polis Müdürü Zeki Bey’e; Vali, ben söz verdim, der. Polis Müdürü de ben gerekeni yapar, engellerim, der. Canlandırma yapılır.


Millet yolunda, Millî Mücadele’yi terk etmektense, canından olmayı bile göze alan Süleyman Necati Bey, Rıza Efendi’nin sözlerine aldırış etmez. Teveccühüne teşekkür ederim, fakat mademki bu memlekette bu tehlike var, ölüm bedel olsa bile gider söylerim, der. Tedbir olarak tabancasını beline koyar ve Belediye’ye gider, oturur. Canlandırma yapılır.

Durum, Rıza Efendi’nin dediği gibidir. Salon tıklım tıklım doludur. Bakkalbaşı Hakkı, Kırbaş Fevzi, Müftü Sadık, Mal yemez Tevfik (Mal emini) gibi kişiler oradadır.
Müftü Efendi, Süleyman Necati Bey’e toplanma sebebini sorar. Süleyman Necati: “Memleketin büyüğü sizsiniz, siz izah edin, der” O da böyle şeylerden anlamadığını, ifade eder; sözü Süleyman Necati Bey’e bırakır.
Süleyman Necati Bey: Ermenistan meselesini, Berlin Konferansı’nın 61. Maddesini, Mondros Mütarekesi’ni etraflıca anlatır.

Bunun üzerine orada bulunanlar birden ayağa kalkar, Müftü Efendi’ye hitaben: Efendim, bizim Valimiz var, Kumandanımız var, Vükelamız var. Memleketin tehlikede olduğunu bilmiyorlar da biz mi biliyoruz? Diyerek, şiddetle karşı çıkarlar. Tartışmaların sertleştiğini gören Ebulhindili Cafer Bey’in müdahalesi ile yerlerine oturmak zorunda kalırlar.

Tam bu sırada karşı tarafta oturan ittihatçılara karşı olan Belediye Azası Ağa Efendi (Halis Bekir Ağazade), Süleyman Necati Bey’e hitaben: “Biliyor musunuz? Necati’nin oyunlarını da söylüyorlar. Diyorlar ki ittihatçılar hesabına fırıldak çeviriyor.” Der.

Bu sözlere sinirlenen, üzülen Necati Bey: Dur öyleyse, söz benimdir., diyerek ayağa kalkar. “1. Dünya Harbi sırasında Erzurum ve Konya’da çektiği sıkıntıları, yine bu harp esnasında bütün tehlikeleri göze alarak Vilayetin yanlış idaresini nasıl tenkit ettiğini, bu yüzden tutuklandığını, ayağına zincir vurulduğunu anlatır. Ve eğer ben fırıldakçı bir adam olsaydım, mevkiim istediğim gibi fırıldak çevirmeye müsaitti. Kâtib-i Mesül vekili idim. Burada ufak bir leke bilen varsa, söylemezse namussuzdur, diyerek sözlerini bitirir.

Bu sözlerden etkilenenlerden birisi ayağa kalkar: Hayır size kimse bir şey diyemez, siz bu memleketin en namuslu oğlusunuz.” Der. Orada bulunanlar toplantıyı teker teker terk ederler. Canlandırma yapılır.

Albayrak Gazetesi’nin sahibi Süleyman Necati Bey, bu olumsuz durum karşısında yılmamış, gizli bir teşkilat kurmuştur. Nalbantzade İsmail Hakkı, Mütekait Binbaşı İdris, Alay Müftüsü Nusret Bey’le birlikte dört kişi idiler.

Kurulan bu cemiyetin adı: “İstihlas-ı vatan”dı. (Vatanın Kurtuluşu)

Bu cemiyetin iki haber kanalı vardı: Birisi Erzurum, diğeri İstanbul’du. Bu haberleşmede Erzurum şifresi Ayna, İstanbul şifresi de Demir’di. Canlandırma yapılır.

Böylece Cemiyet faaliyetlere başlamış, daha sonra Erzurum Müfreze Kumandanı Cafer Bey, Doktor Fuat Sabit Bey, Küçük Kâzım Bey ve Rüştü Paşa aza olmuşlardır.

Albayrak Gazetesi’nin Sahibi Süleyman Necati Bey’in kurmuş olduğu bu cemiyetin Erzurum tarihindeki yeri büyüktür. Türk Milleti’nin en karanlık günlerinden Mondros Mütarekesi yıllarında doğmuş olan bu cemiyet, daha sonra “Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin” temeli olmuş, parçalanan Türk Milleti’nin şahlanış hareketinin başlangıcı olan Erzurum Kongresi’ni doğurmuştur. Seslendirme yapılır

Daha sonra, İstanbul’dan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Nizamnamesi’ni alan Dursunoğlu Cevat Bey, İstanbul’dan Erzurum’a, Ahmet (Erverdi) ile gelir, İstanbul’da olup biteni Erzurum eşrafına anlatır.

İstihlas-ı Vatan Cemiyeti’nin kurucusu Süleyman Necati Bey ile Albayrak Gazetesi’nde görüşür. (Gazete, Taş Mağazaların karşısında idi.)
Dursunoğlu Cevat Bey: İstanbul’da kurulan Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin çalışmalarını anlatır. Erzurum’da da bir şubenin açılması konusunda kendisine yetki verildiğini söyler.
Necati Bey, İstanbul’dan bir hayır gelmeyeceğine inanmasına rağmen, bu cemiyetin açılmasında büyük faydalar olacağını ifade eder.

Dursunoğlu Cevat Bey, daha sonra Erzurum’da doktor, esnaf, baytar, öğretmen, subay ve Erzurum eşrafından bazı kişilerle görüşür. Canlandırma yapılır.

Erzurum’da insanların yüreği vatan ve milletin geleceği adına yanıp tutuşuyordu. Heyecan doruk noktadaydı. Cevat Bey bu millî heyecanın, aşk ve imanın karşısında çok duygulanmıştı.
Özellikle Kümbetli Gençağazade, Avukat Hüseyin Avni, Avukat Mesut, Namık Efendizade Ahmet ve diğer memurlar toplantılar yapıyor, akşamları bir araya geliyorlardı. Canlandırma yapılır.

Nihayet Vilayet-Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmasına karar verilir. Belediye Başkanı Zakir Bey, Vali Bey’den görüşme taleb eder, Vali de bu düşünceleri uygun bulur. 01 Mart günü Belediye Reisi’nin makamında toplantı yapılır. Görüşmeye büyük ilgi gösterilir, mahalle idare heyetleri, şehrin ileri gelenleri hep gelmişti, ilgi çok büyüktü. Canlandırma yapılır.

Toplantıda muhtelif kimseler söz aldı. Ateşli konuşmalar yapıldı, bazıları buna karşı idi. Devletin Padişahı var, yetkililer var, onlar bizden daha iyi düşünür, diyenler ve karşı çıkanlar vardı.
Bu arada Hüseyin Avni, Namıkzade Ahmet (Erverdi) ve Cevat Dursunoğlu birer konuşma yaparlar.

Bu kadar kalabalık bir toplantının neticeye varamayacağını düşünürler, on kişilik bir heyet oluşturulur.

Belediye Azası Şeyh Efref Bey, Kılcızade Şakir, Meclis İdare azası Tevfik Bey daha birçok zat vardı. Hüseyin Avni, Cevat Dursunoğlu da katıldı. Sert geçen konuşmalardan sonra heyet ikna edildi. Hüseyin Avni İstanbul’dan bir şey beklemenin hata olacağını, bu milletin yeni bir göç yaşamayacağını, müdafaa için şimdiden teşkilatlanmak gerektiğini ifade etti. Canlandırma yapılır.

Bu konuşmalardan sonra cemiyetin kurulması gerçekleşti.

Kısa zamanda cemiyetin nizamnamesi hazırlandı, Valiliğe sunuldu. Cemiyetin toplanma yeri olarak Esat Paşa Mahallesindeki Hanım Hamamı’nın yanında bulunan “Asar-ı Terakki Mektebi” idi.

Cemiyetin Nizamnamesi: Seslendirme yapılır. Canlandırma yapılır.

* Erzurum Vilayeti’nin bir Türk ve Müslüman memleketi olduğunu ispatlamak ve Ermeni iddialarını çürütmek için bir Heyet-i Faale” kurulacak.
* İş bu azalardan mülkahatta yapılacak teşkilat ve icraata memur edileceklerdir.
* Livalar’da şube açılacak ve Erzurum merkez kabul edilecek.
* Her şubeden iki aza temsil edilecek.
* Kongre için Erzurum merkez olacak, diğer vilayet azaları ile toplanılacaktır.

Özetle bu maddelerden oluşan cemiyetin 6 Mart 1919 da ilk toplantısı yapılır, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin torunlarından Hacı Fehim Efendi başkan olur.

Üyeler:
Müftü Sadık, Emekli bin başı Süleyman Cazim, Gümrük Mütevellisi Müftü Naibi, Hacı Recepzade, Hacı Hafiz, Avukat Hüseyin Avni, Namık Efendizade Ahmet, Dursunoğlu Cevat, Emekli Binbaşı Haydar, Raif Efendi, Kobalzade Ahmet, Şükrü Efendi’lerden oluşmuştu. Canlandırma yapılır.

Daha sonra 19 Nisan 1919 da seçim yapıldı ve eski kadı ve milletvekili Raif Efendi Başkan oldu.


15 Mayıs’ta İstanbul Hükümeti, Padişah Vahdettin Mustafa Kemal’i Anadolu’ya göndermeye hazırlanıyordu.

Sadrazam Ferit Paşa ve Padişah Vahdettin, Mustafa Kemalle tek tek görüştüler. Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahdettin Mustafa Kemal Paşa’yı övücü konuşmalar yaptı. “Na mağlup kumandanım.” Dediği Mustafa Kemal Paşa’ya: “Bu güne kadar bu vatan için yaptıklarınız tarihe mal olmuştur. Bundan sonrası önemlidir. Devleti kurtarabilecek misiniz? Der.

Mustafa Kemal de: Müsterih olun, merak buyurmayınız efendim. Hakkımdaki teveccühleriniz için teşekkür ediyorum. Nokta-i nazar-ı şahanenizi anladım, İrade-i seniyyeniz olursa hemen hareket edeceğim. Ve bana emir buyurduklarınızı bir an unutmayacağım, der.

Sultan Vahdettin, rahat bir nefes alır, muvaffak olunuz, diye dua eder. Ayrıca, Mustafa Kemal dışarı çıktığında yaveri Naci Paşayla karşılaşır. Naci Paşa kendisine bir kutu verir, Zat-ı Şahane’nin hatırasıdır, der. Üzerinde Sultan Vahdettin’in inisyalleri işlenmiş bir altın saatti, Mustafa Kemal teşekkür ederek Yıldız Sarayı’ndan ayrılır. Canlandırma yapılır.

Böylece Mustafa Kemal geniş yetkilerle donatılır, bir miktar da para verilir. “Trabzon, Erzincan, Sivas, Erzurum, Van vilayetlerinin sorumluluğu veriliyor, bu bölgede hem askeri hem de idari işlerin tedbiri ile görevlendiriliyordu.

14 Mayıs akşamı, Sadrazam Ferit Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı misafir eder, birlikte yemek yerler. Canlandırma yapılır.

15 Mayıs 1919 da İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildi.

Ve Erzurum!… Bu vahim tablo karşısında dadaşlar diyarından bir ses ve bir çıkış hareketi bekleniyordu. Kabına sığmayan dadaş ruhu, yıllar yılı düşman istilasına uğramış, acı günler yaşamıştı. Mondros Mütarekesi, ardından İzmir’in işgali Erzurum’da bir infial uyandırmıştı. İzmir’in işgaline ilk ses Erzurum’dan geldi.
16 Mayıs 1919 da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bir miting düzenleyerek olayı telin kararı aldı.

Şeyh Eşref, Hüseyin Avni, Süleyman Necati, Dursunoğlu Cevat önayak oldular. Lala Paşa Camii meydanında muhteşem bir miting yapıldı. İhtilaf Devletleri ve Amerika’ya protesto telgrafları çekildi. Canlandırma yapılır.

Memleket baştan başa ateşler içerisinde yanıyordu. Vatanın bir çok tarafı işgal edilmiş, düşman çizmesi altında kalmıştı.

İşte bu vahim manzara karşısında Anadolu’yu teşkilatlandırmak ve ayağa kaldırmakla görevlendirilen Mustafa Kemal Paşa Bandırma Vapuru’yla 18 Arkadaşı ile birlikte 19 Mayıs 1919 da Samsun’a çıkar. Bir müddet sonra daha güvenli olan Samsun Havza’da çalışmalarına devam eder.
Canlandırma yapılır.

Bu arada Kâzım Karabekir Paşa Erzurum’da idi. Ayrıca Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Bekir Sami Nurettin Paşa gibi Osmanlı Ordusu’nun ileri gelen Paşaları Anadolu’ya yayılıyordu.

Bu arada Erzurum ve Şark illerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri hızla kurulmaya başlar, 21 Vilayetin katılımı ile 17 Haziran 1919 da Erzurum’da ilk kongre yapılır.

Ermeni Noradonkiya’nın öncülüğünü yaptığı ayrılıkçı hareketler ve yaptıkları katliamlar dile getirildi, memleketin içerisinde bulunduğu vahim durum anlatıldı. Canlandırma yapılır.

Erzurum Kongresinin Mimarları:

Muhammed Sadık Solakzade (İlim adamı Erzurum Müftüsü), Müftü Naibi Mehmet Hilmi, Cevat Dursunoğlu, Hüseyin Avni Ulaş, Süleyman Necati, Kâzım Yurdalan, Ahmet Mümtaz Erverdi, Deli Halit Paşa, Kâzım Karabekir Paşa, Hoca Raif Dinç Efendi, Erzurum Valisi Amet Münir Bey, Belediye Başkanı Zakir Bey…

Ayrıca, Kırbaşzade Fevzi Bey, İsmail Hakkı Nalbantoğiu, Emekli Binbaşı Süleyman Bey, Dere Mahalleli Hafız Osman Efendi, Miruveyszade Kahraman Sabri Bey, Yazıcızade Mehmet Sait Bey…

Resmi görevli olup cemiyete giremeyen fakat çalışmalara katılan fedakâr insanlardan bazıları: Hakim Kınalızade Zühtü Bey, Münir Alpagut, Dr. Salim Cimilli, Dr. Tevfik Cimilli, Dr. Sadi Kumbasar, Evrak müdüriyetinden Emekli Maksut Kapıkaya, Esnaf ve eşraftan Ali Hocazade, Hacı Nuri Bey, Alemdarzade Ali Bey, Atar Hüseyin Efendi, Kâmil Efendi, Kırkıncızade Emin Efendi, Fırıncı Yakup Efendi, Attar Hacı Hasan Efendi, Kığılı Mehmet Efendi… Daha isimleri sayılmayan nice isimsiz kahraman dadaşlar Erzurum Kongresi’nin toplanmasına yardım etmişlerdir. Canlandırma yapılır.

Mustafa Kemal Paşa Erzurum’da:

3 Temmuz 1919 da Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Bey Erzurum’a geldiler. Ilıca’da Kâzım Karabekir Paşa, kurmay ve arkadaşları tarafından muhteşem bir törenle karşılanır, Erzurum Bar Ekibi, kalabalık bir halk topluluğu ve şehit aile çocukları tarafından davul zurna eşliğinde sevinç gösterileri ile karşılanır.

Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı kucaklar. Askerlikten istifa etmenizden dolayı üzülmeyiniz, Müfettişlikten, hatta askerlikten derhal istifa ediniz. Biz, size bir ferd-i vahit olarak milletimizin kurtuluşu yolunda hizmetkâr oluruz, mukaddesatım adına söz veriyorum, der. Mustafa Kemal Paşa iyice rahatlar. Canlandırma yapılır.

Bu karşılamada Vali Münir Bey, Hoca Raif Efendi, Dursuoğlu Cevat Bey ve daha bir çok Erzurumlu bulunmaktaydı. Ilıca’dan sonra İstanbul Kapı’da halk tarafından muhteşem bir törenle karşılanır. Canlandırma yapılır.

Mustafa Kemal Paşa önce Cumhuriyet Caddesinde, Ulu Camii’n sırasında bulunan Ticaret Odası Başkanı Sadrettin Gözübüyük’ün evinde Cimcime Sultan Kümbeti karşısında Erzurum Müstahkem Mevkii Kumandanlığı binasında kalır. Daha sonra da Yukarı Mumcu Mahallesinde şimdiki Atatürk Evi’nde kalır.
Canlandırma yapılır.

Bu arada İngilizler İstanbul Hükümetine baskı yaparak Mustafa Kemal Paşa’yı yıldırmaya çalıştılarsa da fayda etmedi. 7 Temmuz 1919 da Müfettişlik görevinden alındı. Seslendirme yapılır

8 Temmuz 1919 da Mustafa Kemal Paşa askerlikten istifa eder, İstanbul’a telgraf çeker.

“Mübarek vatan ve milleti parçalamak tehlikesinden kurtarmak, Yunan ve Ermeni ameline serfüru etmemek için (Boyun eğmemek) açılan Mücahede-i Millîye uğrunda milletle beraber, serbest surette çalışmaya sıfat-ı Resmiye ve askeriyem artık mani olmaya başladı.
Bu gaye-i mukaddese için milletle beraber nihayete kadar çalışmaya mukaddesatım namına söz vermiş olduğum cihetle âşığı olduğum silk-i celil-i askeriye bu gün veda ve istifa ettim.
Bundan gaye-i mukaddese-i millîyemiz için her türlü fedakârlıkla çalışmak üzere SİNE-İ MİLLETE bir fert sıfatıyla bulunmakta olduğumu arz ve ilan ediyorum.” Mustafa Kemal Canlandırma yapılır.

Mustafa Kemal Paşa, Kâzım Karabekir Paşa, Hüseyin Rauf Bey, İzmir Mutasarrıfı Süreyya Bey, Erzurum Valisi Münir Bey, Ordu Müfettişliği Erkân-ı Harp Reisi Kâzım Bey (Dirik), Erkân-ı Harp Binbaşısı Husrev Bey, Dr. Binbaşı Refik Saydam Bey olmak üzere gizli bir toplantı yapılır.
İlk sözü Mustafa Kemal Paşa alır, uzun bir konuşma yapar. Memleketin durumunu anlatır, alınacak tedbirleri sıralar.

Netice olarak: “Arkadaşlar! Tek tedbir: Hakimiyet-i Milliye’ye müstenit bila kaydu şart müstakil bir Türk Devleti teşkil etmek ve hedefe behemahal vasıl olmaktır.
“Büyük bir vatan ve millet davasına atılıyoruz, muzaffer olmak zorundayız. Böyle bir dava gizli yürütülemez. Millet davası ancak Milletle, milletin huzurunda yürütülür. Bunun için de ortaya çıkmak, meydana atılmak, millet ferdi olarak çalışmak gerekir.”
Böyle büyük bir davayı başarmak için bu millî vazifenin başına geçecek zatın kim olduğunu da bilmiyorum, bu tayin hakkı sizlere aittir. Canlandırma yapılır.

Bu toplantıdan sonra bir kaç toplantı daha yapılır. Mazhar Müfit Bey: Paşam biz kararımızı verdik Emir ve kumandayı size bıraktık, der.
Muzaffer olduğumuz takdirde hükümet şekli ne olacak, Paşam! Mustafa Kemal, ne olmasını istersiniz? der. Canlandırma yapılır.

Hükümet şeklini burada açıklamaz, bir hafta sonra, Mustafa Kemal, açıkça söyleyeyim ki:
Şek-i Hükümet zamanı gelince “CUMHURİYETTİR” der.

Cemiyet Reisi Raif Efendi, Mütekait Binbaşı Süleyman, Albayrak Gazetesi Sahibi Süleyman Necati Bey, Dursunoğlu Cevat Bey, 8 Temmuz 1919 da Mustafa Kemal’in askerlikten istifası nedeniyle 10 Temmuz 1919 da Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bir karar alır ve Mustafa Kemal Paşa’yı Cemiyetin başkanı yapar, durumu resmi bir yazı ile İstanbul’a bildirir.
Canlandırma yapılır.

Böylece Rauf Bey 2. Başkan olur. Erzurum halkından ve cemiyet azalarından bu kadar kadir şinastlık gören Mustafa Kemal’e askerlerden de büyük destek geldi.
O dönemde Anadolu’da en yüksek rütbeli subay Mustafa Kemal’di. Ondan sonra Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy’du. Her iki Paşa’nın verdiği destekle Mustafa Kemal büyük bir prestij kazandı.

Bundan sonra Mustafa Kemal Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Başkanı olunca Erzurum Kongresi, Sivas, Bitlis, Van ve Trabzon’dan gelen 56 delegenin katılımı ile 23 Temmuz 1919 da toplandı. Toplantı dualarla açıldı.
Kongre Sanat Okulu’nda yapıldı. Canlandırma yapılır.

Kongre’nin toplanması esnasında bazı delegeler Mustafa Kemal’e karşı idiler. Gerekçe olarak Mustafa Kemal istifa etmesine rağmen askerî üniformasını çıkarmamış, yaver kordonunu hala taşıyormuş, seçilirse keyfi işler yapabilir, diye endişe duyanlar vardı.
Bunları Kâzım Karabekir Paşa şu sözlerle ikna etti. “Eğer Mustafa Kemal Paşa kongreye alınmaz ve başkanlığa getirilmezse planların boşa çıkacağını, ifade eder. Mustafa Kemal kongreye yalnız delege olarak değil mutlaka başkan yapılmalıdır. Bir Ordu Kumandanı olarak her şeyini size feda etmiştir. Samimi çalışacağına, millet kararına aykırı işler yapmayacağına itimat etmeliyiz, aksi takdirde karşısına dikileceğimden şüpheniz olmasın, der. Canlandırma yapılır.

Bu sözler Erzurum delegelerini ikna etmiş, fakat diğer illerden gelen bazı delegeler, konuyu başka mecralara çekmeye devam etmişlerdir.

Mustafa Kemal, kendisine karşı çıkanlardan biri müstesna diğerlerinin art niyetli olduklarını, ifade eder. İtiraz edenler özellikle Karadeniz’den gelen delegelerdi. Trabzon Sürmene delegesi Ömer Fevzi Bey, başkan seçimini ikinci güne bırakalım, diye itiraz etti. Bir diğer muhalif Gümüşhane Mebusu Zeki Bey’di.

Muhaliflere rağmen Mustafa Kemal ilk oturumda Kongre başkanı olarak seçildi. Başkan Vekilliklerine bir Trabzonlu vekil seçilmesi hususunda anlaşıldı.
Trabzon’un merkez delegesi Abanozzade Hüseyin Efendi ile Maçka delegesi Eyupzade İzzet Efendi arasında birisinin seçilmesi ve kendi aralarında anlaşmaları üzerinde mutabık kalındı.

Erzurum Mümessili Kadı Rauf Efendi, kürsüye çıkarak: “Efendiler, kongreyi açıyorum” der. Trabzon delegelerinden biri, itiraz eder: “Biz ittihatçıların makam-ı Riyasete geçmelerini istemiyoruz, in aşağı.” Hitabıyla karşılaşır. O gün toplantı dağılır. Ertesi gün bir başkası kürsüye gelir, aynı tepki ile karşılaşır ve toplantı dağılır. Canlandırma yapılır.

3. Gün Fazlullah Moral Hoca kürsüye çıkmaya cesaret edemez, oturduğu yerden ayağı kalkar, güzel bir konuşma yapar. “Vatanımız ve necip milletimiz hain ve zalim düşmanların yırtıcı pençeleri altında ezilip dururken bizim riyaset, ittihatçı, ihtilafçı lafları ile uğraşmamız, birbirimizi rencide etmemiz doğru değildir. Vakit dardır. Hepimiz vatan ve milletimizin kurtuluşu için buradayız. Ben riyasete Mustafa Kemal Paşa’yı kendi namıma reis intihap ediyorum. Siz de muvafık görürseniz Paşa Makam-ı Riyasete geçsin, der. Canlandırma yapılır.

Mustafa Kemal Paşa riyasete geçer, Padişah Kordonunu ve nişanlarını çıkarır, konuşma yapar ve sözlerini şöyle bitirir.
“En son olarak niyazım şudur ki Cenab-ı Vahibul amal Hazretleri Habib-i Erkemi hürmetine bu mübarek vatanın sahip ve müdafii ve Diyanet-i Celile-i Ahmedi’nin, ila yevmilkıyam harisi asdaki olan Millet-i Necibemiz’i ve makam-ı Saltanat ve Hilafet- i Kübrayı masun ve mukaddesatımızı düşünmekle mükellef olan heyetimizi muvaffak buyursun.” Amin. Canlandırma yapılır.

Erzurum Kongresi Delegeleri:

Mustafa Kemal Paşa (Eski Ordu Müfettişi) Erzurum
Hüseyin Rauf Bey ( Eski Bahriye Nazırı) Erzurum
Raif Efendi (Eski Erzurum Mebusu) Erzurum
Ahmetzade Tevfik Bey (Hazine Vekili) Bayburt
Zahir Efendi (Tüccar) Bayburt
Celal Bey (Çiftçi) Hınıs
Cemal Bey (Dava Vekili) İspir
Yazıcızade Sait Bey (Tüccar) Kiğı
Kahraman Sabri Bey (Tüccar) Kiğı
Sait Bey (Tüccar) Narman
Battal Bey (Tüccar) Pasinler
Süleyman Bey (Mütekait Binbaşı) Bitlis
Hacı Hafız Efendi (Müftü Vekili) Siirt
Hacı Cemil Efendi (Muallim) Siirt
Namık Efendizade Ahmet Mümtaz Bey (Çiftçi) Tercan
Kâzım Bey (Mütekait Binbaşı) Tortum
Ahmet (Çiftçi) Yusufeli
Hüseyin Avni Bey(Ulaş) (Avukat) Bayezıt
İsmail Bey (Mütekait) Diyadin
Mustafa Bey (Tüccar) Diyadin
Necati Bey (Albayrak Gazetesi Müdürü) Karaköse
Hacı Fevzi Efendi (Şeyh) Erzincan
Şevki Efendi (Müftü) Kuruçay
Abbas Efendi (Mütekait Memur) Pülümür
Kemal Efendi (Çiftçi) Refahiye
Fazlulllah Efendi (İdadi Mektebi Müdürü) Sivas
Ziya Bey (Nafia Müdürü) Sivas
Hakkı Bey (Çiftçi) Suşehri
Recep Efendi (Mütekait Yüzbaşı) Zara
Süreyya Bey (Yiğit) (Sabık Kocaeli Mutasarrıfı) Amasya
Mustafa Efendi (Sabık Mebus) Mesudiye
Rifat Bey (Nafia Müdürü) Tokat
Sırrı Efendi (Mütekait Alay Kâtibi) Reşadiye
Cemil Bey (Doktor) Şebinkarahisar
Hüseyin Efendi (Mütekait Memur) Alucra
İzzet Bey (Sabık Mebus) Maçka
Yusuf Efendi (Hoca) Of
Ömer Fevzi Bey (Muharrir) Sürmene
Ahmet Efendi (Tüccar) Sürmene
Hasan Efendi (Tüccar) Polathane
Abdullah Efendi (İdadi Müdürü) Vakfıkebir
Zeki Bey (Eşraftan) Gümüşhane
Osman Efendi (Müftü) Kelkit
Hasan Efendi (Müftü) Şiran


Kongre kararları tartışmalı oturumlar sonunda 14 günde tamamlanabildi.

Erzurum Kongresi’nin ana hedefi üç esasta toplanmıştı:

1- Vatanın bütünlüğünü muhafaza ve müdafaa etmek.
2- Millî istiklalin dokunulmazlığını ve tamlığını sağlamak, yani tam bağımsızlık, manda ve himayenin kesinlikle reddedilmesi.
3- Kuva-yi Milliyeyi amil ve irade-i milliyeyi hakim kılmak.

Özetle: “ Vatan bir bütündür, asla parçalanamaz,
Manda ve himaye kabul edilemez,
Kuva-yı Milliye, millî irade hakim kılınacak.

İşte bu, Erzurum Kongresi bin yıldan beri Anadolu Yaylası’nda bir medeniyetin banisi olmuş kahraman Türk Milleti’nin kurtuluş destanının temelini oluşturur. Erzurum Kongresi Beyannamesi incelendiğinde görülecek olan ana hedef şudur: ERZURUM KONGRESİ, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı bir şahlanış destanıdır. Seslendirme


Erzurum Kongresi’nin kapanış konuşmasını Mustafa Kemal yapar:

Muhterem Efendiler! Milletimizin ümid-i necat ile çırpındığı en heyecanlı bir zamanda, fedakâr heyet-i muhteremeniz her türlü mezahime katlanarak burada, Erzurum’da toplandı. Hassas ve necip bir ruh ve pek selabetli bir iman ile vatan ve milletimizin halasına ait, esaslı mukarrerat ittihaz etti. Bilhassa bütün cihana karşı milletimizin mevcudiyetini, birlik ve beraberliğini gösterdi. Tarih, bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir. Hakkımda göstermiş olduğunuz samimi muhabbet ve itimat âsârına alenen teşekkür etmeği bir vecibe addederim.

Bu felahpira ictima’mız, hitampezir olurken Cenab-ı Vahib ül amal Hazretleri’nden avnu inayet ve Peygamberi zi şanımız’ın ruhi pür fütuhundan feyz ü şefaat niyazıyla, vatan ve milletimize ve Devlet-i ebed müddetimiz’e mesud akibetler temenni ederim. Canlandırma yapılır.

Bu konuşmadan sonra kürsüye gelen Şiran delegesi Müftü Polatoğlu Hasan Fehmi Efendi tarafından dua yapılarak kongreye son verilir.

Bismillah, hamd alemlerin Rabbi olan Allah’adır. Salat ve selam Peygamberlerin Efendisi Muhammed’e, O’nun bütün soyuna ve ashabına olsun.
Ey Allah’ım! Düşmanlarımızın üstünlüğünü yok et. Ey Allah’ım! Onların dirliklerini ve işlerini yık, topluluklarını dağıt, tasarladıklarını alt üst eyle. Bayraklarını tersine çevir, silahlarını körelt, ecellerini yaklaştır, ömürlerini kısalt, ayaklarını kaydır….. Sen, her şeye kadirsin.
Ey Din Günü’nün sahibi! Ancak sana ibadet ediyoruz, Onlara karşı ancak senden yardım istiyoruz. Bu yüzden onları kahret, köklerini kurut… Amin, Amin, Amin…
Allah’ım bizleri sana ibadet etmemekten, sana eş koşmaktan beri kıl, sana ibadet edenlerden eyle. Allah’ın salat ve selamı Hazreti Muhammed’e, O’nun evladına ve ashabına olsun, El Fatiha. Canlandırma yapılır.

Erzurum Kongresi, Türk Milleti’nin yeniden diriliş destanının kaynağı,
Düşmanlara karşı kıyama duruşun destansı bir şahlanışıdır. Cumhuriyet’e giden yol, Erzurum’dan başlamış, bu millî şahlanış bütün vatan sathını kaplamıştır.

7000 yıllık tarih-i mazisinde 16 büyük devlet kurmuş, yedi iklim dört bucak at oynatmış, dünya haritasına mührünü basmış olan bu millet, yedi cephede dünya ile savaşmış, seller gibi kan akıtmış, yüz binlerce vatan evladını şehit vermiş, fakat her şeye rağmen vatanın harem-i ismetine düşman ayağı bastırmamıştır.

Erzurum Kongresi, vatanımızı işgal eden düşmanların suratında patlayan bir şamar olmuştur. Esaret ve zilletle yaşamaktansa, ölmeyi tercih eden bu yüce millet, Erzurum Kongresi ve kurtuluş destanı ile yeniden hayata doğmuştur.

Erzurum Kongresi’nin yankıları bütün vatanı sarmış, Anadolu, yepyeni bir ruh ve heyecanla ayağa kalkmıştır.

Sonuç olarak yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri Erzurum’da atılmıştır.

Rengini Şehitler kanından alan Ay- Yıldızlı Şanlı TÜRK BAYRAĞI ebed-müddet vatan semalarında dalgalanacak, birlik ve beraberliğimiz bozulmayacaktır.

Yaşasın Büyük Türk Milleti, Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti…
Derleyen ve yazan : Nurullah ÖZKILIÇ

Kaynak: Erzurum Kongresi
1.BMM’de Erzurum Milletvekilleri
Muzaffer Taşyürek
Nutuk: Mustafa Kemal Atatürk


Okunma : 2950

Yorumlar
Kelenna - 6 Kasım 2013 Wednesday

Full of salient points. Don't stop believing or wirting!

Yorum Gönder
Yenile