Yazılar

 Anasayfa / Yazılar / NEFİS

NEFİS

İnsan, eşref ül mahlûkattır, ekrem ül mevcudattır, yaratılanların en şereflisi, en mükemmeli insandır. Bu yönüyle insan, zübdet ül âlem, âlemlerin özüdür.

İnsan, bu şerefe Allah’a kul, sevgili Peygamberimize ümmet olma, kulluk sırrını anlama ve yaşama ile kavuşur.
Zira bu dünya bir dar-ı imtihandır. Bu imtihan marifetullah, Allah ü Teala’yı bilmek, tanımaktır. Cenab-ı Hak, bu imtihanı mülk Suresinde şöyle ifade buyurur:

خلق الموتَ و الحياة لِيبلوكم ايكم احسنُ عملا

“Hanginiz güzel ameller işleyeceksiniz diye ölümü ve hayatı yaratan Allah’tır.”

Evet, imtihan sırı, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin ayrılmasına bağlıdır. Bu nedenle insanda nefis diye bir duygu vardır. Bu duygu insanı ya Allah yoluna, Kuran yoluna, ya da şeytan yoluna sürükler.

Kuran-ı Kerim:”Vesvese veren ( Hennas) şeytanların şerrinden insanların Rabbine, Melikine, ilahına sığınırım, de."diye buyurur. Kimdir bu şeytanlar, مِن الجِنّةِ و النّاسِ Cinlerden ve insanlardan olan şeytanlar.”
İşte cinlerin ve insanların şeytanları insanın kalbine vesvese verir, nefsi harekete geçirir. İnsanı Allah yoluna veya şeytan yoluna götürür, Allah’tan uzaklaştırır.

Bu bağlamda Sevgili Peygamberimiz (S.A.V) Efendimiz: مَن عَرَفَ نَفْسه فَقد عرف رَبّه

"Nefsini bilen, Rabbini de bilir."Nefsin tuzaklarını bilen, tedbirini alır, şeytan yoluna gitmez. Böylece nefsini Allah’ın emrine, Allah rızasına uygun işlere yönelten insan imtihanı kazanmış, Allah u Teala’nın sevgili kulları arasına girmiş demektir. İşte bu nedenle Sevgili Peygamberimiz” Senin en büyük düşmanın iki koltuğun arasında taşıdığın nefistir.

اَعدي عَدُوِّكَ نَفسكَ التي بينِ جَنْبَيْكَ

Nice insanlar var ki nefsine esir olup, yuvarlanıp gitmişleridir. Nemrutlar, firavunlar gibi.
Hazreti Yusuf (A:S)’ın ifadesiyle Cenab-ı Allah Şöyle buyurur:

وما اُبرِّأُ نَفسِ إنّ النفسَ لَاَمّارةٌ بِالسؤِءِ اِلا ما رَحِمَ ربِّ

“Hazreti Yusuf (A.S)’ın ifadesiyle Allah(C.C):” Ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü her nefis kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin merhamet ettiği nefis müstesnadır.” Peygamberler ismet sıfatına sahiptir, Allah tarafından korunmuşlardır.

Bedir Savaşı kardeş ile kardeşin, baba ile oğlun karşı karşıya geldiği bir savaştır. Bir tarafta Hz. Ebubekir (R.A), bir tarafta öz oğlu Abdurrahman, henüz Müslüman olmadığı için düşman saflarında idi. Bir tarafta Hz. Ali karşı tarafta öz kardeşi Akil vardı. Bir tarafta Ebu Ubeyde, bir tarafta öz babası Cerrah vardı. Hz. Ömer öz amcası As ibn-i Hişam ile karşı karşıya idi. Ebu Ubeyde babasını öldürmüş ve hakkında ayet nazil olmuştu.

İşte böyle çetin bir savaştan dönerken Rasulüllah Efendimiz:

رَجعنا مِن جِهادِ الاَصغرِ الي جهادالاكبرِ

“ Küçük cihattan büyük cihada gidiyoruz, dönüyoruz.” Sahabe-i Kiram Efendilerimiz, hayretle sordular. Ya Rasulellah! Bedir Savaşı’ndan daha büyük bir savaş var mı ki ona gidiyoruz. Peygamberimiz(S.A.V.): Evet, nefisle yapılan cihat Bedir’den daha büyüktür.

Zaten her türlü kötülüğün kaynağında nefis vardır. Kan, gözyaşı, haksızlık, zulüm, kibir ve gurur nefisten geliyor. Bu nedenle nefis insanın en büyük düşmanıdır. Sırrı Sakati Hazretleri âlemi manada Cenab-ı Hak ile görüşürken: Ya Rabbi! Sana gelmek, sana ulaşmak istiyorum. Sana nasıl gelebilirim. Dediğinde, Cenab-ı Allah: Nefsini bırak da öyle gel. Evet, nefisle bir yere varılmaz.

Niyazi Mısrî Hazretleri de:

Ben sanırdım âlem içre bana hiç yar kalmamış,
Ben beni terk eyledim gördüm ki ağyar kalmamış.

Ben zannederdim ki dünyada bana hiç dost yok, herkes bana düşman. Ben beni terk edince baktım ki düşman kalmamış, herkes bana dost olmuş. Demek en büyük düşman benim kendim imiş.

Bu bağlamda Mevlana Mesnevi’de bir menkıbe anlatır:
Kızgın bir çöl ortasında kalan bir köpek günlerce susuz kalmış, yanmış, yakılmış, çok perişan bir vaziyette sağa sola başını vurarak su aramış. Nihayet bir su kuyusuna rastlamış. Susuzluktan ölecek duruma gelen köpek can havliyle su içmek üzere başını uzatmış, suyun üzerinde kendi gölgesini görünce korkmuş, suyun içerisinde başka bir köpek zannederek, geri çekilmiş. Susuzluktan yanıp kavrulan köpeğin dile dışarıya sarkmış, tekrar su içmek üzere başını uzatmış, tekrar korkup cesaret edememiş. Nihayet ölmek üzere olan köpek birden suya dalmış, suyun içerisine dalınca gölge kaybolmuş. Köpek, kana kana su içmiş.

Evet, işte o gölge nefistir. Nefsin olduğu yerde hayat kaynağından, Kur’an membaından su içilmez. Nefisten uzaklaşınca, nefis kaybolunca, kana kana su içmek mümkün olur.

Şeytan ve nefis tek olan insanlara düşmandır. O’nu doğru yoldan çıkarmak için her türlü vesveseyi verir. Psikolojik hastalıkların çoğu tek yaşamaktan, tek olmaktan kaynaklanır. İki kişi Allah için bir araya gelince üçüncüsü Allah’tır, üç kişi bir araya gelirse dördüncüsü Allah’ın kudret ve kuvveti onlarla beraberdir. Onun için "Cematte rahmet, ayrılıkta azap vardır." Hadis-i Şerif'i bizim ilham kaynağımız olmalı, salihlerle beraber olmalıyız.

Hz. Ömer”e Bizans hükümdarı üç hediye gönderir. Elçi hediyeleri takdim eder: Bu bir köpek. Hz. Ömer irkilir, bir cihan Padişahı olan Hz. Ömer: Bir Padişaha, köpek ne lazımdır, der. Elçi, bu çok ehil bir köpektir, istediğiniz avı yakalar. Hz. Ömer salıverin hayvanı, der. Bırakırlar. Elçi bu da bir doğan kuşudur. İstediğiniz kuşu havada yakalar. Hz. Ömer o’nu da salıverin, der.

Elçi mahcup olur, üçüncü hediyeyi çekingen bir tavırla takdim eder. Bu bir şişe zehir. Saltanatınıza göz diken düşmanların yemeğine bir damla koyarsanız, derhal öldürür. Hz. Ömer, şişeyi alır, işte bu bana lazımdır. Zira benim en büyük düşmanım kendi nefsimdir, onu öldürmeliyim, der. Şişeyi kafasına diker. Elçi korkusundan bayılır. Uyandığında Hz. Ömer’in ölmediğini görünce, Müslüman olur. Keramet-i Evliya.

Nefis İmtihanında Hz. Yusuf”u görürüz, ona zina teklif edildiği zaman, ben Allah’tan korkarım, demişti.

إنّي اخافُ الله

Bir genç delikanlı için tuzak kurulmuştu. Genç bir kadın delikanlıyı bir vesile ile içeri almış, çırıl çıplak kendisini teslim etmek istemişti. Genç delikanlının kabul etmemesi halinde bağırıp çağıracağını ifade etmişti. Başka çaresi olmayan delikanlı, tamam demiş. Yalnız bana müsaade et, tuvalete gideyim, demiş. Kadın olur, demiş.

Genç delikanlı tuvale girince kaba pisliğini yapıp yüzüne, eline ayağına bulaştırmış. Böylece kanın yanına gelince, kadın tiksinmiş, nefret etmiş, kovmuş.

İşte böyle genç iken kendisine zina teklif edilince:”Ben Allah’tan korkarım.” Diyenler hiçbir gölgenin bulunmadığı mahkeme-i Kübra’da arşın gölgesi altında gölgelenecektir. Hadis-i Şerif metni. Hiç birgölgenin bulunmadığı mahşer gününde Allah'ın gölgesinde(Rahmetinde) bulunacak yedi sınıftan birisi de bu gençlerdir.

Cenab-ı Hak, nefsin ve şeytanın şerrinden muhafaza etsin. Allah’a kul sevgili Peygamberimize gerçek manada ümmet eylesin.

Bu konuyu Gönül Tezgâhı adlı şiir kitabımdan bir şiirimle taçlandırmak istiyorum:

NEFİS

Nefis, gurur seni sarmış,
Kime çalım satarsın sen?
Başın yoksa göğe varmış,
Her gelene çatarsın sen.

Kibrile yürürsün yola,
Sertçe basarsın toprağa,
Hiç baktın mı ihtiyara?
Malın mülkün atarsın sen.

Güvenme şu gençlik çağa,
Girersin kara toprağa,
Yaprak misal olsun bağa,
Güneş gibi batarsın sen.

Alçak gönüle talip ol,
Tevazuda var doğru yol,
Senden yüce bulunur kul,
Elin öper tutarsın sen.

Gözün dikme çok uzağa,
İnsan kavuşamaz dağa,
Bir gün düşersin yatağa,
Derdine dert katarsın sen.

Fakir Nurullah'ın ahı,
Yakar nice bin ervahı,
Olmaz bu dünyanın şahı,
Musallada yatarsın sen.


Nurullah ÖZKILIÇ

(Gönül Tezgâhı)




Okunma : 2113

Yorumlar
SAYHA - 8 Kasım 2008 Saturday

Allah(c.c) şeytanı o gün helak etmiş olsaydı, kullar aynı safta kalırdı.

Düşündürücü ve aydınlatıcı yazınızı kutlarım. Allaha emanet olun.

Yorum Gönder
Yenile