Yazılar

 Anasayfa / Yazılar / 21. ASRA GİRERKEN DİNİN MESAJI

21. ASRA GİRERKEN DİNİN MESAJI

Yüce Allah tarafından iki cihan saadetini temin amacıyla gönderilen ilahi emirler ve yasaklar manzumesi olan din, insanlık âleminin huzur ve mutluluğunun teminatıdır. İlahî vahye dayanan dinin mesajı, insanlığı kuşatan bir iklimi yaymak ve dünya ve ahiret saadetini müjdelemektir. İnsan yaratılmış olanların en şereflisidir. Bu yönüyle insan, eşref‘ül mahlûkat tır, ekmel’ül mevcudattır.
Şeyh Galip:
Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
Merdum-i dide-i ekvan olan âdemsin sen,

derken insan açısından önemli bir hususa işaret etmektedir.

İnsan âlemlerin özü, kâinat manzumesinin hülasasıdır. Bu nedenle âlemler insan için yaratılmıştır. Akıl nimetiyle şerefli kılınan bi hemta elmas (paha biçilemeyen mücevher) kıymetinde olan insan ise, kâinatı kavrama ve anlama noktasında çok önemli vazifelerle sorumlu tutulmuştur.

Kur’an-ı Muciz’ul Beyan’ın ifadesiyle:”Yarattığı her şeyi güzel yaratan Allah’tır.”1 Çünkü Allah güzeldir, güzel olanı sever.

Dünyanın yaratıldığı günden bugüne insanoğlu eşyaya şekil vermiş, adeta ruh vermiştir. İlim ve irfanla çevreyi tanıma, objeleri kavrama ve güzel bir dünya kurma yolunda insan, önemli bir gayenin içinde olmuştur. Fıtrat bunu arzu ediyor. Zira insan, ahsen-i takvim (en güzel bir surette) yaratılmıştır. Bundan dolayı insan, iyilik ve güzelliği kendi nefsinde ve çevresinde sergilemek durumundadır.

Akıl nimetiyle şereflenen insanın maddi ve manevi olmak üzere iki cephesi vardır. İnsan ruhuyla insandır, manasıyla insandır. İnsanı insan yapan ondaki ahlakî güzellikler ve yapmış olduğu güzel işlerdir. Denilebilir ki insandan beklenen: İyilik ve güzelliktir. Sevgi ve muhabbetle kaynaşmak; mutluluk ve saadet içerisinde adaletin hâkim olduğu huzur dolu bir dünya kurmaktır.

Ancak; bu, her zaman böyle olmamıştır. Zira insanın nefis gibi çok büyük bir düşmanı bir de süflî tarafı vardır. Cenab-ı Hakk Kuran’ı Muciz’ul Beyan’da: “Hangisinin daha iyi iş işlediğini belirtmek için ölümü ve hayatı yaratan odur.”2 diye buyurarak bu dünyanın bir imtihan yurdu olduğunu ortaya koymuştur. Demek ki bu kadar mükemmel özelliklerle yaratılan insan başıboş bırakılmış değildir. Fani olan dünya hayatını bir imtihan olarak tanzim eden Allah, “bi hemta elmas” kıymetinde olan insanı imtihana tabi tutmuş, iyiyi ve güzeli ayıracak bir özellikte yaratmıştır.

Karanlık olmasaydı aydınlığın kıymeti bilinmezdi. Hz. Ebubekir ile Ebucehil’in arasındaki farkın bilinmesi için insanın kendini tanıması noktasında önünü açacak ışık şahsiyetlere; mutluluk ve huzur dolu bir dünyanın kurulmasını sağlayacak temel kıstaslara ihtiyaç vardır.

Cenab-ı Allah ebedi saadet yurdu olan cennet hayatını müjdeleyen peygamberler göndermiştir. Peygamberlere insanlığı kuşatıcı olan bir dinin tebliğ sorumluluğu verilmiştir. İnsanlık, karanlık katran denizlerinde kıvranıp insanlığından uzaklaştığında onları bu zulmetten kurtaracak resuller gönderilmiştir. Hazreti Âdem (AS) ile başlayan insanlık âlemi zaman zaman şahikalara çıkmış, etrafına nur ve ışık saçmış, sevgiyle muhabbetle sarmaş dolaş olmuş, adeta bir cennet hayatı yaşamıştır.

Ancak iyinin ve güzelin yanında daima kötüler ve çirkinler bulunmuş, hayatı zindana çeviren, dünyayı kan ve gözyaşına boğan zalimler de hiç eksik olmamıştır. Tarihin akışı içerisinde güzelliklerin çok az olduğu, kan ve zulümle, haksızlık ve adaletsizlikle yaşanan korkunç tabloların insanı ürküten boyutlara ulaştığı da acı bir gerçektir.

Hazreti Muhammed (S.A.V.) Efendimizden önce Arap Yarım Adası’nda yaşanan cahiliye dönemi, insanlığı utandıracak karanlık tablolarla dolu idi. Öz evladını dahi kızgın kumlara gömecek kadar taş yürekli, katı kalpli merhametsiz canavarların yaşadığı cehennemî bir hayat vardı. Kandan ve irinden deryalar içinde inim inim inleyen bu insanları güneş gibi kuşatan; sevgiyle muhabbetle kucaklayan bir din, insanların imdadına yetişmiştir.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammed (S.A.V.) Efendimiz Kuran güneşi ile karanlıkları aydınlatmaya, İslâm Dini ile bir saadet asrı kurmaya memur edilmişti. Bu din, zifiri bir karanlık hayatı yaşayan cahiliye insanlarını kölelikten sultanlığa yükseltip esaretten hürriyete kavuşturmuştur.

İşte kıyamete kadar insanlığı rahmet kolları arasında şefkatle kucaklayan bir dinin 21. Asırdan ta kıyamete kadar ser levha halinde yükselen mesajı: Rahmet, şefkat, hürriyet ve saadetle dolu bir dünyanın kurulmasıdır. Dinin bu mesajı huzurun teminatıdır. Geçmişin karanlık çağları, ilim ve irfanla aydınlığa çevrilmiş, dinin kuşatıcı ve kavrayıcı özellikleri ile insanları bir hoşgörü ikliminde buluşturmayı başarmıştır. Bu hususta Kuran : “Dinde zorlama yoktur.”3 İlahi mesajını sunarken düşünce ve inanç hürriyetini en geniş bir manada ifade ediyordu.

21. Asrın eşiğinde dünyaya baktığımızda iyi ve güzel bir manzara ile karşılaştığımızı söylemek de mümkün değildir. Bugün kanlı ve kavgalı insanların, kin ve nefretle yetiştirilen toplumların; kan ve gözyaşına boğulmuş mazlumların; yoksulluk ve fakirlik içinde kıvranan mazlumların; çürümüş ve kokmuş bir hayatı yaşayan sefillerin bulunduğu cehennemî bir hayat yaşayan insanları görüyoruz. En temel insan hak ve hürriyetlerinin baskı altında tutulduğu, medeni bir âlemin hak ettiği müreffeh bir dünya kuramamanın üzüntüsünü yaşıyoruz.

İşte, 21. Asra Girerken Dinin Mesajı başlığı altında sevgi ve muhabbetle kucaklaşarak yepyeni bir ruh ve heyecanla geleceğe kanatlanmak, insanlığın kurtuluşu için bir başlangıç olabilir. Böyle bir dünyanın kurulması için dinin mesajını çok iyi anlamak gerekir.
Kalbi muhabbetle dolup taşan, sevgi ile gönülleri fetheden müşfik insan tipinin sembolü olan sevgili peygamberimiz: “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.”4 mesajı ile dinin insanlığa bakışını çok veciz bir şekilde ortaya koymuştur.

İnsanı bir Allah emaneti olarak bağrına basan İslâm Dini, bütün insanlığı rahmetle kuşatan bir dünyayı müjdelemiştir. Kuran:“Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.”5 Derken, Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz’in, dolayısı ile İslâm Dini’nin insanlığa bir rahmet olduğunu; huzur ve mutlulukla dolu, insan hak ve hürriyetlerinin korunduğu bir hayatı telkin ve tavsiye ediyordu. Her türlü kin ve nefreti ortadan kaldıran, zulüm ve haksızlığı yasaklayan İslâm Dini, insanların kardeşçe kaynaşmalarını, sevgiyle kucaklaşmala rını emrediyordu. Sultan-ı Enbiya (S.A.V.): “Kendin için istediğin, sevdiğin bir şeyi insanlar için de sev, iste.” 6

Böylece dinin değil 21. Asra, sonsuzluğa kanat açan bu bakışıyla insanlık huzura kavuşacaktır. İnsan, kendisine yapılmasını arzu etmediği bir davranışı başkaları için de arzu etmeyecektir.

Karanlık katran denizlerinde boğulmuş, hidayet nurundan, iyilik ve güzellikten mahrum kalmış insanlık, bir dost eli beklemektedir. Yeter ki insanı bir Allah emaneti olarak kabul edip bağrımıza basalım, sinemizi sevgiyle insanlık için açalım. İnsanların günahlarına, isyan ve kusurlarına bakıp onlardan yüz çevirmek yerine onlara sevgi ile yaklaşalım. Mevlâna :”Kusursuz dost arayan dost bulamaz.”diyor. Muhabbetle bakarsan, kaybolur her bir noksan. Bu hoş görü mesajını rahmet iklimi içinde görmek ve anlamak gerekir.
Yunus’un diliyle:
Elif okuduk ötürü,
Pazar eyledik götürü,
Yaratılanı hoş gördük,
Yaratandan ötürü.

Dinin bu mesajını bütün insanlığa ulaştırmak 21. Asra girerken kararmış ve katılaşmış kalplerde Allah muhabbetiyle dolup taşan gönüllere kavuşmak bir sevda halinde dalga dalga insanlığı kuşatmalıdır. Sevgili Peygamberimizin: ”Senin vasıtanla bir kişinin hidayete gelmesi, güneşin üzerine doğduğu her şeyden daha hayırlıdır.”7 Kuran-ı Muciz’ül Beyan: “Ancak müminler kardeştir. Kardeşlerinizin arasını düzeltin.”8 mesajını verirken aynı inanç birliği içinde olan insanları kardeş saymış, küskünlüğü ve düşmanlığı yasaklamıştır. Müminlerin birbirlerine karşı mütevazı olmalarını emretmiştir.

Karşılıklı hak ve hukukun korunduğu kardeşlerden oluşan bir toplumda kötülük adına, haksızlık adına bir şey görmek mümkün müdür?

“Hikmetin başı Allah korkusudur.”9 Hadis-i Şerif’i ile her türlü güzelliğin kapısını açan Sevgili Peygamberimiz, Allah sevgisi ile dolup taşan insanların kuracağı bir saadet asrını müjdelemiştir.
İslam, iyilik ve güzelliğin adı; sevgi, hoşgörü, barış ve kardeşliğin adresidir.

Bize düşen dinin bu mesajını iyi anlamaktır. Zira müminleri kardeş sayan bir din, diğer dinlere mensup insanlara karşı da müdarayı (iyi geçinme), karşılıklı anlaşma esasını ortaya koymuştur.

Gönüllerin fethine memur edilen sevgili peygamberimiz, insanlığı sevgi ve muhabbetle kucaklamış, en zalim gaddarlara dahi şefkat kollarını açmıştır. Tebliğ heyecanı ile insanlığı kucaklamak için Allah’ın rahmet deryasına iltica etmek, hiçbir insan için rahmet kapısını kapamamak gerekiyor.
Şairin:
Ayine-i mağfiret suret-i isyanadır,
Zulmet-i ley olmasa şemsü kamer nafiledir.

Mağfiret aynası isyan eden, günah işleyen insanlar içindir. Günahkârlar olmasa, mağfiret aynası nafile olur, ne işe yarar. Gecenin karanlığı olmasa ay ve güneşin kıymeti bilinmezdi.

Bu nedenle 21. Asrın eşiğinde bütün insanlığın bir hoşgörü iklimine ihtiyacı vardır. İnsan hak ve hukukunun korunduğu, huzur ve güvenin sağlandığı, saadet ve mutlulukla dolu; kavgasız ve kansız bir dünya, her insanın özlemi olmalıdır. Bu da yine insanların elinde olsa gerek. Gönülleri kırmadan, kalpleri incitmeden insanlığa açılmalıyız. Sevgi ve muhabbetle kucaklaşmalıyız. Sevgili Peygamberimiz: ”Ben insanlarla iyi geçinmek için gönderildim.” 10 diye buyururken,
Yunus:
Ben gelmedim davi için,
Benim işim sevi için,
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmaya geldim.

Diyerek, insanlığa sevgi, barış, huzur ve kardeşlik çiçekleri sunmaktadır.

Kalplere girmenin, gönüllere ulaşmanın yolu sevgi ve muhabbetten geçer. Tebessüm dolu bir bakış, güzel bir söz sinelerde ma’kes bulabilir. Çünkü iki cihanın sultanı Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz: “Müminin mümine bakışı rahmet, tebessümü kefarettir.” 11 Dinin mesajı da bu değil mi? Bu hususta Kur’an: “İnsanlara güzel söz söyleyin”12 diye buyurarak bizlere kav-i leyyin ile (yumuşak ve güzel söz) söylemeyi tavsiye ediyor. Cenab-ı Hakk, Hz. Musa’yı Firavun’a gönderirken dahi ”Ona yumuşak söz söyleyin”13 ilahi mesajını gönüllerin fethi için en güzel bir örnek olarak sergiliyor.

21. Asra Girerken Dinin Mesajını insanlığa ulaştıracak gönül fatihlerine, inandığı davayı yaşayan dava erlerine, bu mesajın sinelerde ma’kes bulması için Allah aşkı ile dolup taşan, peygamber sevdası ile yanıp kavrulan, tebliğ heyecanı ile gönüllere girmeye çalışan sevgi ve barış elçilerine ihtiyaç vardır.

İnsanlığa insanlığını bahşedecek, iki cihan saadetini müjdeleyecek olan İslâm Dini’nin âlemleri rahmet ve şefkatle kucaklayan ve kuşatan, aşk ve sevgi dolu; huzur ve mutluluk dolu bir dünyaya yelken açması için dinin bu mesajını bir hoşgörü ikliminde sunmak gerekiyor.


Kaynaklar:
1- Secde (7) Diyanet İşleri Başkanlığı Yay. 1985 Ankara Kuran-ı Kerim ve Türkçe Anlamı
2- Mülk (2) Diyanet aynı eser
3- Bakara 256 Diyanet aynı eser
4- Diyanet 250 Hadis Ahmet Himmet Berki Ankara
5- Enbiya (107) Diyanet aynı eser
6- Ömer Nasuhi Bilmen 500 Hadis Shf 15, 18
7- Tirmizi Tac Cilt-1 shf 64
8- Hucurat (10) Diyanet aynı eser
9- Keşfül Hafa 1. Cilt 1350. Hds
10- Kenzül ummal 3. cilt shf 407
11- Marifetname Temel Yayınlar Durali Yılmaz shf 1158
12- Bakara 83 Diyanet aynı eser
13- Taha 44 Diyanet aynı eser.

Bu makale 1997 de Malatya Belediyesi'nin Düzenlemiş olduğu ve Jüri başkanlığını prof.Dr. Orhan Türkdoğan'ın yaptığı "21. Asra Girerken Dinin mesajı" konulu Makale yarışmasında Türkiye Birincisi olmuştur

Okunma : 2331

Yorum Gönder
Yenile