Yazılar

 Anasayfa / Yazılar / İSTANBUL'UN FETHİ

İSTANBUL'UN FETHİ


Yeryüzünde dualı bir vatan parçası olan Anadolu, sevgili Peygamberimizin duasına mazhar olmuş, adeta övülmüş, methedilmiştir. Böyle bir vatan parçası dünyada yok denecek kadar azdır.
Sevgili Peygamberimiz, Mekke’den hicret ederken hicranlı bir vaziyette doğup büyü düğü vatan topraklarından kırık bir kalp ile ayrılıyordu. Mekke’den uzaklaşırken efsunkâr bakışlarıyla kalpleri delen Mekke, ufuklarla öpüşüyordu. Gözden uzaklaşan, uful eden Mekke’ye son bir kez bakan sevgili Peygamberimiz, yürekleri dağlayan ses ile “Ey Sevgili Mekke, yine sana geleceğim.” diyerek hasret dolu bakışlarla ayrılıyordu.

Mekke’nin hasretiyle yanıp kavrulan Sevgili Peygamberimiz, 1400 yıl önce İstanbul’u bir sevda olarak hedef gösteriyordu. İstanbul’un fethi, rüyalarda tüllenen bir meşale olarak yanmaya başladıktan sonra bu sevda bütün cihan fatihlerinin gönüllerinde bayraklaşmıştır.

“ Kostantiniyye mutlak surette feth olunacaktır, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan ve onun askeri ne güzel askerdir.” Hadis-i Şerif’i ile bir kızıl elma olarak Türk Milleti’nin en önemli hedefleri arasında yer alıyor ve bütün cihan padişahlarının uykusunu kaçırıyordu.

Bu sevda uğruna yollara düşen Anadolu’nun alperenleri yüz yıllar boyu at koşturmuş, İstanbul’un hasretiyle yanıp tutuşmuştur. Abbasiler ve Emeviler bu kapıları zorlamış ise de onlara nasip olmamıştır. Eyüp Sultan Hazretleri 80 yaşına rağmen bu sevda ile yollara düşmüş, İstanbul surları önünde şehit olmuştur. Selçuklu Türklerinden başlayarak devam eden Türk akınlarının hedefi İstanbul’dan başkası değildi. 400 yıl süren bir kervan Orta Asya Bozkırları’ndan İstanbul’a doru akıp gidiyordu. Nihayet 2.Mehmed’in babası 2.Murat, bu bayrak yarışının son sultanıydı.
Bir gece kendisine misafir olan Hacı Bayram Veli Hazretlerine içini açmış;

Hocam! İstanbul’u düşünüyorum. Acaba İstanbul’u ben alabilecek miyim? Bu zafer bana nasip olacak mı? Diyordu. Hacı Bayram Veli Hazretleri, içini çekerek beşikte yatan 2. Mehmed’i işaret ediyordu: “İstanbul’un fethi, beşikte yatan bu yavruya nasip olacak.” Buruk bir sevinçle gözyaşı döken 2. Murat da bayrağı Fatih’e teslim ediyordu.

21 Yaşında bir Türk komutanının ufkunda parlayan bir güneş vardı, İstanbul... Ülkü ve hedef belliydi, aşk, heyecan, azim ve kararlılıkla dönüşü olmayan bir hedefe doğru saffet ve samimiyetle yürüyordu: “Ya İstanbul beni alır, ya da ben İstanbul’u alırım.” Ve nihayet 29 Mayıs 1453 de feth-i mübin gerçekleşiyor, bir çağ değişiyordu. Dünya bu fethi gıptayla izlemiş, hayretler içerisinde kalmıştı.

İman, ilim, teknoloji, aşk ve cesaretle hedefe kilitlenen Osmanlı Türkü’nün muhteşem zaferiyle,
Bu şehri-İstanbul ki bi mislü bahadır,
Bir sengine yekpare acem mülkü fedadır.” diye tasvir edilen İstanbul, Anadolu topraklarına katılıyordu.

İnsan haklarının zirvede yaşandığı bir tablo sergileyen Fatih, bütün dünyanın takdirini kazanıyordu. Ve Papazlar:“Kardinal külahı görmektense, Osmanlı sarığını görmeyi tercih ederiz.” diyorlardı.

İstanbul kapılarından içeri giren Fatih’e papazların takdim ettiği bir buket çiçeği, İstanbul’un manevî fatihi olan Hocam Akşemşeddin’e verin, diyerek büyük bir tevazu gösteriyordu. İstanbul’un fethi ile bir çağı değiştiren, dışta büyük bir fethin sahibi olan Fatih, hocasına karşı göstermiş olduğu bu tavrı ile de mana fatihlerinin kervanına katılıyordu.

İstanbul’un fethi, Türk Gençliği’nin ufkunu açmalı, yeni fatihlerin doğumuna sebep olmalıdır. İlim, irfan ve bilgiyle donatılmış şuurlu bir Türk Gençliği önce gönüllerin fethine memur olmalıdır. Sevgi ve muhabbetle Anadolu’yu kucaklayarak vatan bayrağını yükseklerde tutma ülküsüne gönül vermelidir.

Her türlü insan hak ve hürriyetlerinin zirvede yaşandığı bir döneme damgasını vuran Muhammet Fatih, cami ile kiliseyi, sinegog ile havrayı yan yana yaptırmaktan imtina etmemiş, Tevhid Sancağı’nın altında bütün insanlığı adaletle yaşatmıştır.

21. Asrın eşiğinde bulunan Türkiye’nin İstanbul’un fethinden alacağı birçok örnekler vardır. Tarihin sahifeleri aralandığında insanlık için örnek uygulamaları bulmak hiç de zor olmayacaktır.

İstanbul’un fethi ile Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) Efendimizin methiyesine mazhar Müslüman Türk Milleti Allah sevgisinin ve Peygamber muhabbetinin kalplerde bayraklaşması yolunda cihaddan cihada koşmuştur.

İstanbul fethi bir ufkun, yüksek bir ülkünün bayraklaşmasıdır. Sultan Fatih’in:”Benim hakikat kıldığım yere onların hayalleri bile ulaşamaz.” İşte bu Türk cihan hâkimiyeti sevdasının bir neticesidir. Bu müjdeye Müslüman Türk Milleti mazhar olmuştur. İşte bu vesile ile gönüllerin fethine memur bir dava şuuru ile yeniden el ele, gönül gönüle.

Nurullah ÖZKILIÇ




Okunma : 1942

Yorum Gönder
Yenile