Yazılar

 Anasayfa / Yazılar / ÇARE VE ÇIKIŞ YOLU

ÇARE VE ÇIKIŞ YOLU

Çürümüş ve kokmuş toplum nizamını yeniden tesis etmek ve topluma yeniden nizam vermek yüksek bir mefkûre olarak Türk Milleti'nin tarihten gelen çok önemli bir hasletidir. Bu haslet uğruna yollara düşen Yüce Türk Milleti, tarihin derinliklerinden bugüne dünya insanlığının kalbinde derin izler bırakmıştır.

İlk Müslüman Türk Devleti Karahanlılar'la birlikte İslâm imanıyla şereflenen Türk Milleti, bir defa la ilahe illellah Muhammed'ün Rasulullah dedikten sonra kılıcını kınından çıkarmış, yeryüzünde cihadın takipçisi, adaletin öncüsü olmuştur. Yedi iklim dört bucak at oynatmış, dünya haritasına mührünü basmıştır. Seller gibi kan akıtmış, fakat her şeye rağmen İslâm'ın kıblegâhına namahrem ayağı bastırmamıştır. Âleme nizam veren bir mefkûreyi bir sevda halinde bayraklaştırmıştır.

Bugün dünyanın manzarasına baktığımız zaman hiç de hoş olmayan tablolarla karşılaşmakta olduğumuz bir hakikat olarak görünüyor. Bu tabloda nizamsızlık, kavga ve kargaşadan, kan ve gözyaşından başka bir şey görmek mümkün değil. Adeta kandan ve irinden bir derya içinde insanlık bir dehşet yaşıyor.

Ekonomik dengelerin alt üst olduğu, mutlu bir azınlığın tıksırıncaya kadar toplumu sömürdüğü bir ortamda, ekmek bulamayan binlerce insanın acı dramı yürekleri dağlamaktadır. Sosyal dengelerin alt üst olduğu bir dünyada sosyal patlamalara hazır birçok ülkenin insanları sinyal vermektedir. Bu arıza günden güne artarak devam etmekte ve bir kangren halinde gittikçe büyümektedir. Büyükşehirlerde meydana gelen varoşlarda yaşanan korkunç manzara insanı dehşete düşürecek seviyelerde seyretmektedir.

İnsanlık âlemi ve tabii olarak Türkiye bir kargaşanın eşiğine doğru hızla sürüklenmektedir. Esrar ve eroin batağına düşmüş talihsiz nesillerin varlığı ürkütücü boyutlara ulaşmış; kumar, içki ve fuhuş rezaleti ile ruhunu kaybetmiş mutsuz insan yığınları tehlike sınırlarını aşmıştır. Bu karanlık tablodan bir çıkış yolu var mıdır? İnsanlığı bu bunalımdan kurtaracak, bozulan dengeleri yerine oturtacak bir ekibin ortaya çıkması ve sorumluluk alması gerekiyor.

Yüce Allah'ın Kur'an- Muciz ül Beyan'da:
“ Sizden, iyiye çağıran, doğruluğu emreden ve fenalıktan meneden bir cemaat olsun. İşte başarıya erişenler yalnız onlardır.” böylece hayra çağıran ve kötülükten sakındıran bir milletin bulunması çok önemli bir zaruret olarak görünüyor.

İşte bu noktada Türk Milleti, âleme nizam veren karakteri ile tarih sahnesine çıkmalı, önce Türkiye'den başlamak üzere kokmuş ve kokuşmuş olan nizamı yeniden nizama kavuşturmalıdır. Bunun için kalkınmış müreffeh büyük Türkiye idealini hayata geçirmek, millî ve manevî değerlerle yoğrulmuş inançlı, bilgili ve cesaretli Müslüman Türk evlatlarını yetiştirmek zorunda olduğumuzu unutmamamız gerekiyor.

Kafaları ilim ve fenle dolu, kalpleri vatan ve millete hizmet aşkıyla çarpan ahlak ve fazilet timsali imanlı Türk gençliği bu milletin kurtuluşu için bir ışık ve bir ümit kaynağı olabilir.
Bu bakımdan hizmet aşk ve heyecanı ile dolu bir kadronun iş başında olması gerekiyor. Devleti tanıyan, devlet tecrübesi olan inançlı, kararlı ve cesur kadrolarla iktidar olup, aynı zamanda muktedir olan bir çalışmayı sergilemek gerekiyor. İktidar olup muktedir olamayan kadroların açtığı felaketlerle iş şirazeden çıkmaktadır.. Kararsız, kabiliyetsiz ve kaypak insanlarla, fikri şahsiyeti gelişmemiş insanlarla bir yere varmanın mümkün olmadığını görmek zorundayız.

İşte bu gün Türkiye'nin çektiği sıkıntıların arkasında yetişmemiş, görevini bilmeyen ehliyetsiz kadrolar vardır. Bu sıkıntıyı aşmış bilgi, tecrübe ve liyakatli insanların eliyle harikalar meydana getiren toplumları gıpta ile izliyoruz.Türkiye bu gelişmelerin ardında kalamaz. Mutlaka bilgi çağını yakalaması ve dünya milletler mücadelesinde şanlı Türk Bayrağını en ön safta dalgalandırması gerekiyor.

Bir toplumda bilgi, ehliyet ve liyakat ön planda tutulduğu takdirde insanlar huzura kavuşur, toplum sıkıntılardan kurtulur. Türkiye mutlaka silkinip kendine gelmeli, dünya ile yarışan ve dünyanın önüne geçen Türk iş adamlarının önünü açmalı, kimlikli, şahsiyetli ve dirayetli kadrolara mutlaka görev vermelidir.

Türk Milleti'ni büyük Türkiye ülküsüne kavuşturacak, bilgi, birikim, tecrübe, iman, aşk ve heyecanla dolu kararlı ve cesur kadrolar milletin kurtuluş ümidi olabilir. Bu bağlamda siyasi iktidarlar emaneti ehline teslim etme noktasında kendilerini aşmalı politik hesaplardan uzak durmalı, emaneti mutlak manada ehline teslim etmelidir.

Aksi takdirde yapılacak her yanlış, kaybolan yılları, heba olan nesilleri doğurmakta, kanayan bir yara olarak kamu vicdanında tahribatlara yol açmaktadır.

Bu nedenle inandığı davayı her platformda savunabilen imanlı ve cesur insanlara ihtiyaç vardır. Onun için sevgiyle muhabbetle kucaklaşarak yepyeni bir aşk ve heyecanla yeniden bir gönül seferberliği halinde birlik ve dirlik içerisinde kol kola ve gönül gönüle olmanın zamanı gelmiştir.

Türkiye'nin kurtuluşu ve Türk Milleti'nin mutluluğu için içte ve dışta bu vatanı bölmek ve parçalamak isteyen hain şebekelere karşı birlik ve beraberlik içerisinde kin ve neftten uzak, sevgi ve muhabbetle dolup taşan ve her insana bir Allah emaneti hassasiyetiyle yaklaşan Türk insanının sahneye çıkması gerekiyor.

Yunus'un diliyle:

Ben gelmedim davi için,
Benim işim sevi için,
Dostun evi gönüllerdir,
Gönüller yapmaya geldim.

Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin: “Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” Hadis-i Şerif'ini vatan sathına yaymalı, sevgiyle muhabbetle kucaklaşmalıyız.

Kandan ve irinden deryalar içinde kıvranan, yoksulluk ve fakirlik içerisinde kahrolan insanların, iç ve dış tehditler altında parçalanmak istenen bu vatanın kurtuluşu milliyetçi vatansever bir gençliğin yetişmesine bağlıdır.

Her vatan evladı bu noktada örnek insan olma özelliği ile tebessüm dolu bakışlarla köy köy, kasaba kasaba dolaşmalı, Allah sevgisini ve Peygamber muhabbetini Anadolu sathına yaymalıdır.

Bu fırsatları kaçıranlar tarih karşısında ve millet vicdanında sorumluluktan kurtulamazlar.



Okunma : 2104

Yorumlar
SAYHA - 8 Kasım 2008 Saturday

Müjdecilerin yolları kapatıldığı için şu zamanımızda herkes halinden , şikayetçi. Beden ne kadar doyurulup, türlü yiyecekler sunulsa da ruhlar aç bırakıldı. Sancının kıvranışı seyrediliyor ama tedaviye gidilerek doktora teslim olunamıyor...

"iyileşecek hastanın ayagına gelir doktoru" diye beklememeli. Ayağına gittiğin doktorda yol hakkı olduğunuda düşünmeli.

Yine harika bir yazı okudum sayenizde

Saygı ve selamlar sunarım.

muhammet - 6 Temmuz 2008 Sunday

vatan sevgisi imandandır bu sevgiyi kalplere yerleştirmek sizin gibi bu sevdaya gönül vermiş dava adamlarına allah kuvet versin ömrünüz uzun olsun ellerinizden öpüyorum

Yorum Gönder
Yenile