Kitaplar

 Anasayfa / Eserler / Kitaplar / Bir Sevdanın Göz Yaşları

Bir Sevdanın Göz Yaşları

Bir Sevdanın Göz Yaşları

Kitaptan bir demet:
18 Mayıs 1991' de sabahın erken saatlerinde telefonumun acı acı çaldığını duydum. Garip bir his, buruk bir kalp ile tereddüt içinde ahizeyi kaldırıyorum. Annemin hasta olduğu, acele gelmem gerektiği bildiriliyordu.

Bir arabayla aile efradımla birlikte görevli bulunduğum Batman'dan Hasankale'ye doğru hareket ediyoruz.

Üç dört yıldan beri hasta olan, zaman zaman ağırlaşan aziz validem sabır ve tevekkülle yüce Allah'tan şifa bekliyordu. Son zamanlarında böbrek yetmezliğinden diyaliz makinasına mahkûm olmuştu.

Peygamberimiz (S.A.V.)'in:
" Hastalıklar Allah u Azimüşşan tarafından kul için hediyelerdir. " ö.N.Bilmen 500 HS.

Bu Hadis-i Şerif in sırrını yaşayan ağzı dualı, abdestli, namazlı, gül yüzlü anam: İffet ve haya sembolü, sabır ve tevekkül abidesiydi. Düştüğü hastalıktan kurtulmak için sabırla Allah' a yönelir, gerçek Şâfi olan Rahman'ın lütfundan derman isterdi. Yüce Mevlâm, O'na hediye olarak hastalığı vermiş, ömrünün son günlerinde günahlarına kefaret; belki de şükür, zikir ve fikir kapısını bu dert imtihanı ile açmıştı.

Arabamız Hasankale'ye doğru hızla akıyordu. Bu arada ben acı haberin dünyadan ayrılık olabileceğini düşünüyordum. Istırabımı kalbime gömmeye çalışırken zaman zaman gözyaşlarımı tutamıyor, acı acı kıvranıyordum.

Sultan-ı Enbiya (SA.V.)'in :

" Cennet anaların ayakları altındadır. "

Hadis-i Şerifini tefekkürle bir evlat olarak anama karşı hizmette imkânları kaçırmış olmanın ezikliğini duyuyordum. Her zaman hizmetinde bulunduğum, tedavisi için koştuğum kıymetli anamın duasını almış olduğumu ifade etmek isterim.

" Biz Allah içiniz ve O'na döneceğiz. "

Zaman zaman bu âyetin derin manasını düşünerek teselli buluyordum. Anamın fani dünyadan ahiret yurduna yolcu olduğunu hissediyor, çocuklarımı teselliye çalışıyordum. Arabamız dağları, dereleri ve ovaları geçerek sür'atle Hasankale'ye yaklaşıyordu. Erzurum'un manevî havasını hissetmeye başlamıştım. Artık Karskapı'dan Pasinler 'e (Hasankale) doğru yol alıyorduk.

Büyük bir heybet ve ihtişamla göklere yükselen kaleyi uzaktan görmeye başlamıştık bile. Nihayet Bahçeli Evler mahallesinde bulunan evimizin önünde durduk. Bizleri karşılayanların donuk bakışları, buğulu gözleri ve hüzünlü hâllerinden anamın Hakk'ın rahmetine kavuştuğunu hisset¬miştim.

Helâl sütünü emdiğim, duasıyla büyüdüğüm gönlünü kazandığım evimizin temel taşı anamı kaybetmiştik. Evden içeriye girdiğimde yıllarca hizmet edip çocuklarını büyütüp yetiştirdiği, 63 yıllık ömrünün büyük bir kısmının geçtiği evimizin bir odasında sessizce yatıyordu. Yüzündeki ifadelerden son nefesinde bizleri görememenin hasretiyle dünyadan ayrıldığı belliydi. Yolculuğumuz çok hızlı geçmesine rağmen kader-i ilâhî'nin bir cilvesi olarak son nefesinde yetişememiştik.

Ruhu şad olsun; kabri nûr ile dolsun; cennet bahçesi kabristanında nûr içinde yatsın; Rabbim, bütün ümmet-i Muhammed'i ve anamı affetsin. Amin...

Bir hayat tarzı olarak yaşadığı İslâm, ölünce de ondan ayrılmamıştı. Son yolculuğunda tabutun kapağını kaldırıp seyrettiğimde yeşil bir başörtüsü ile süslenmişti. Bu, anama ne kadar da yakışmıştı. Hayatında yüzünü süsleyen tesettürü öldüğünde de ondan ayrılmamıştı.

Mü'min kardeşlerinin omzunda ebedî saadet yurduna geçiş mesabesinde olan berzah âleminin ilk durağı kabire indirdik. Artık aziz validemi bu dünya âleminde göremeyecektim... Herkesin hakkını helâl edip razı olduklarını ifade etmeleri tek teselli kaynağımızdı.
Yorum Gönder
Yenile